İslâmi Cenahta Kaybeden Kaybedene-2 Hocalar

Rumeysa Sarısaçlı Hocahanımın İstanbul seçimlerini değerlendirdiği ikinci yazısının “Hocalar” bölümünü istifadenize sunuyoruz.

İslâmi Cenahta Kaybeden Kaybedene-2 Hocalar
20 Tem 2019 16:07


"İslâmi Cenahta Kaybeden Kaybedene…" başlıklı İstanbul seçimlerini değerlendirmeye devam ettiği yazısının ‘Hocalar’ bölümünde, “İslami kesimin, ülkemde adeta kıyameti yaşadığı şu dönemin en etkili mimarıdır(!) hocalar…” diyen Hocahanım, bazı hocaların nasıl ve neden bu hale geldiğinin birkaç negatif sebebini sıraladı.

Araştırmacı-Yazar Rumeysa Sarısaçlı Hochanımın "İslâmi Cenahta Kaybeden Kaybedene…" başıklı yazısının “Hocalar” bölümü şu şekilde;

İstanbul seçimlerinin ikinci defa yapılmasıyla ve yenilginin daha ağır bir şekilde tescillenmesiyle beraber, kaybeden taraf daha net bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. İslami kesim denilen cenah, aleni olarak kaybeden taraftır. 
Siyasetçisinden iş adamına, hocasından aydınına, akademisyeninden avamına, 28 Şubat göreninden, görmeyenine varıncaya kadar kaybeden kaybedene… Kaybedenler kulübü epey kalabalık. 

HOCALAR

 
‘Doğruyu konuşamıyorsan da yanlışı övme!’

Bu süreçte kaybedenler güruhunun yine önde gelenlerindendir hocalar… Maalesef ‘kıyamet hacıdan-hocadan kopar’ sözünü yaşattı bazı hocalar… İslami kesimin, ülkemde adeta kıyameti yaşadığı şu dönemin en etkili mimarıdır(!) hocalar… Yapılan yanlışlara sessiz kalanlar; iktidara bil fiil destek olanlar; ateşli konuşmalarla halkın teveccühüne iktidar lehine yön verenler; iktidarın yanlışlarını zorlama fetvalarla kamufle edenler; hızını alamayıp Kemalistlerden daha fazla devletçi olup derin devlete dahi methiyeler düzenler… Halka, davası-hedefi olmayan; mıymıntı; yanlışa yanlış demeyen; münkere muhalif olmayan; her türlü zulme rıza gösteren, bunun adına da sabır diyen ve dahi afyon vazifesi gören bir din anlayışı kazandıranlar… İslam’ın yüz karası, insanları dinden- imandan soğutan hocalar… 


Peki, İslami ilimleri okuyan, hatta bu ilimlerin kitabını yazan bazı hocalar nasıl ve neden bu hale geldiler? Bir kaç negatif sebebi yazmaya çalışalım: 


Devlet ricaline yakın olmak. Bir alim/hoca şayet siyasetin maşası olmak istemiyorsa, İslam hukukunun olmadığı veya İslam hukukunun göstermelik olarak işlediği bir sistemde, devlet ricalinden ve teklif edilen makamlardan fersah fersah uzak durmalıdır. Bazen İslam namına bir fayda elde etmek için bazen de şahsi menfaatleri gereği devlete yakın duran hocalara sistem, bir süreliğine bazı kolaylık ve menfaatler sağlayabilir. Ancak ‘kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez’ mantığıyla hareket eden güçler, verdikleri 1 imkânın karşılığında 10 taviz koparmayı ihmal etmeyeceklerdir. 


Devletçi bir anlayışa sahip olmak...1 Devletin bekasının, adaletin bekasının önüne geçmesi; devletçiliğe kurban edilen adalet, merhamet anlayışı… Buna ‘Emevi dönemi mantığı’ diyebiliriz. İslam tarihinin kara dönemi diye bildiğimiz okuduğumuz Emevilerde ‘devletin bekası için her şey meşru’ mantığı saltanat sisteminin yerleşmesine sebep olmuştur. Ve devlete zerre dokunan alim-avam kim varsa ağır bedeller ödetilmiştir. O dönem İmamı Azam gibi bazı alimler, canları pahasına da olsa, bu kendi din anlayışını dikta eden ve ulemadan da bu anlayışı onaylamasını isteyen devlet ricaline karşı mücadele etmişlerdir. Ancak dönemin bazı alimleri sessiz kalarak, bazıları da maalesef iktidarla iyi geçinme yoluna giderek bir nevi yapılan zulümleri ve bozuk/resmi din anlayışını onaylamış oldular. Alimler/Hocalar açısından bugün de, devlete, devletin politikalarına, din-devlet ilişkisine bakış anlamında tarihe geçecek durumlar yaşanıyor. Tarih bu hocaları da, gerek devletin dine verdiği zararlara sessiz kalmaları, gerekse de beka gerekçeleriyle adaleti hiçe sayanlara sessiz kalmaları sebebiyle kara sayfalara yazacak; yazdı. Hocalarımız şunu unutmamalı adalet olmadan devletin bekası sağlanamaz; adaletsiz beka anlayışı devletin değil menfaatpesrest yöneticilerin bekasını sağlayacaktır… Müslümanların yaşadığı bir devlet, eğer saltanata/ diktatöryaya evrilecekse ‘beka vs.’ gibi söylemlerle hocaları kendisine biat ettirir. Hocalar -esasında Emeviden kalma-  İslam/devlet geleneği zannedilen devletin bekasını her şeyin önünde tutma anlayışının islami olmadığını bilmelidirler… Ve yine bilmelidirler ki! Hocaların zulme sessizliği zorbaların elini güçlendirir; mücadele edenlerin ise gücünü ve tesirini kırar… 21. Yüzyılda Yezid zihniyetinin temsilcileri yeniden hortladı; şayet Hüseynî duruş gösterenler veya İmamı Azam tavrı koyanlar çıkmazsa, yarınımız bugünümüzden daha berbat olacak gibi görünüyor. 


Dava adamı olamamak. Dava adamı olmak başka bir şey; ilim adamı olmak başka bir şey. Hocalarımız tevhid davasının adamı olmazlarsa, sahip oldukları ilim onları başka bir şeylerin adamı olmaktan kurtaramayacaktır. Davası olan insan sağlam olur, savrulmaz. İlim/ fıkıh elbette olmazsa olmazdır ancak eğer inandığınız ve uğruna can vereceğiniz bir davanız olmazsa, o ilmi yeri /zamanı geldiğinde hakkaniyetli ve kitaba uygun bir şekilde kullanamazsınız. İlim, dava yolunun en önemli aracıdır. 


Korkaklık. Cesaret âlimlerde olması gereken temel özelliklerdendir. Eğer bu özellik olmazsa, ilmin ona söylediği duruşu gösteremez ve bu korkaklıktan kaynaklı suskunluk hali, halk nezdinde ikrar kabul edilir. Toplumun en cesurları âlimler olmalıdır. Âlimi korkak bir ülkede önce korku toplumu oluşur ve akabinde bu korku toplumunun üzerine, korku imparatorluğu kolayca bina edilir. 


Özgüven sahibi olamamak. İslam âlimine dini, davası ve medeniyeti özgüven kazandıracaktır. Mensubu olduğu dinin medeniyetine, bu medeniyetin, dünyanın içine girdiği çıkmazlardan kurtuluşu sağlayacak, alternatifsiz tek medeniyet olduğuna inancı tam olmalıdır. Bu inanç, özgüven kazandırır ve batı medeniyetine karşı kompleksli yaklaşımlardan kurtarır ve çağın rüzgârından savrulmadan sapasağlam kalmayı sağlar. Bazen teknolojinin, modernitenin bazen de ideolojilerin, felsefenin rüzgârı çok kuvvetli estirilir. Hocalarımız, İslam hâkim olsun- olmasın her durum, şart ve ahvalde özgüven sahibi olurlarsa, moderniteden de, fikri akımlardan da etkilenmeden ‘tek hak İslam’dır; İslam’ın hayat tarzıdır; İslam’ın medeniyetidir’ diye haykırmaya devam ederler. 


Belli ilkelere ve kriterlere göre hareket etmemek. Bir âlimin dayandığı sabit ilkeler olmazsa siyaset rüzgârından ister istemez etkilenecektir. İlkeler insanı yanlış yapma noktasında durdurur. Türkiye’deki hocaların temel problemlerindendir ilkesizlik. Eğer bir yol haritanız ve seyrettiğiniz yol üzerinde sizi yönlendirecek uyarı işaretleriniz/ kurallarınız/ ilkeleriniz yoksa, sonunda nereye varacağınız ve ardınızdan gelenleri de nereye götüreceğiniz belli değildir. Sürprizleri olmayan, sapmaya- uçurumdan yuvarlanmaya müsaade etmeyen bir metotla hareket edilmek zorundadır. Bunu sağlayacak ve büyük yanlışlar yapmama noktasında insanı durduracak şey ilkelerdir. 


Hocaların gerçek bir cemaat çalışması yapmayı göze almamaları psikolojik etken olarak karşımıza çıkıyor. Bugün birçok hoca düzenli- teşkilatlı ve hayırlı sonuçlar almaya dönük bir çalışma ortaya koymayı göze alamıyor. Bunu göze almak elbette zordur ve bu işler sıkıntılıdır. Hal böyle olunca, böyle bir emeğin ve sıkıntının içerisinde olmayanlar, birçok noktada ideallerden ve ilkelerden daha kolay vazgeçebiliyorlar. Bir çalışmaya emek vermek, o emeğin ziyan olmaması için de çaba göstermeyi sağlar. İşte ‘cemaatleri bitirme projeleri’ yapılan ülkemde, ciddi anlamda cemaat çalışması yapmayanlar, bu projelerin vehametini anlamadılar ve bu projeleri yapan derin güçlere seslerini çıkarmadılar. 


Aydın bir kafaya sahip olmamak. Hocalarımızın sadece İslami ilimleri bilmesi, siyaset ilmini bilmemesi, gerek kendi üzerlerinde, gerekse de din, memleket ve ümmet üzerinde oynanan oyunları çözmesine yeterli olmayacaktır. Bu yetersizlik durumu, birçok konuda aldanmayı, yanlış kararlar ve tutumlar almayı sağlayacaktır ki bu durum onun tuzağa düşmesi/düşürülmesi durumudur. Aydın- âlim bir hoca hazırlanan tuzakları önceden görebilir ve kolay kolay aldanmaz. 


Yazının tamamına ulaşmak için tıklayın


İlgili Haber;

Seçim Değerlendirmesi (1) Sol Kaybediyor, CHP Kazanıyor!




0 Yorum

Yorum Yaz