Dünya petrol tedarikinin can damarı Hürmüz Boğazı'nda yaşanan kriz, Washington yönetiminin agresif dış politikası nedeniyle uluslararası hukuku zorlayan tehlikeli bir boyuta ulaştı.
Sivil Altyapı Hedef Tahtasında
ABD Başkanı Donald Trump'ın boğazın açılması için verdiği 48 saatlik ültimatom, ABD'nin kriz anlarında başvurduğu askeri doktrinin sivilleri nasıl tehlikeye attığını bir kez daha gösterdi. Trump'ın, "En büyüğünden başlayarak İran'ın enerji santrallerini vurup yok edeceğiz" şeklindeki beyanı, doğrudan sivil yaşamı, hastaneleri ve şehir altyapılarını besleyen tesislerin hedef alınacağı anlamına geliyor. Uluslararası savaş hukukunda "orantısız güç" ve "sivil altyapının kasten tahribi" kategorisine giren bu tehdit, Washington'un diplomasi masasını tamamen devirdiğini kanıtlıyor.
Tahran'dan "Bölgesel Yıkım" Uyarısı
ABD'nin krizin sınırlarını sivil enerji tesislerine genişletme tehdidi, İran cephesinde sert bir karşılık buldu. İran Devrim Muhafızları, olası bir Amerikan saldırısında orantılılık ilkesini gözeterek hedefi genişleteceklerini duyurdu. Yapılan açıklamada, "İran’ın enerji altyapısı vurulursa, ABD ve İsrail'in bölgedeki tüm enerji, bilgi teknolojileri ve tuzlu su arıtma tesisleri hedef alınacaktır" denildi.
Körfez'de Amerikan Politikası Çıkmazı
Uzmanlar, krizin bu noktaya gelmesindeki temel sorunun, binlerce kilometre öteden gelip Körfez'de askeri hegemonya kurmaya çalışan ABD'nin tek taraflı dayatmaları olduğuna dikkat çekiyor. Washington'un sivil altyapıyı hedef alan şantaj politikası, bölge ülkelerinin su ve enerji güvenliğini de (tuzlu su arıtma tesislerinin vurulma riski) doğrudan tehlikeye atarak küresel tepki toplamaya devam ediyor.