Hükümetin 2025'i "Aile Yılı" ilan ederek aile kurumunun korunmasına yönelik projeleri gündeme taşıdığı bir dönemde, milyonların izlediği gündüz kuşağı programlarında yaşanan skandallar, "Aileyi koruma" söylemlerini yeniden tartışmaya açtı.
Bir televizyon programında, evli bir çiftin canlı yayında lüks ev, araba, altın ve aile bağlarının koparılması üzerinden pazarlık yapması, ardından tehdit içerikli ifadelerin sarf edilmesi sosyal medyada büyük tepki çekti.
"85 kiloyum, 85 kilo altın isterim", "Annen buralara gelmeyecek" ve "Akrabalarından birini ararsan seni evde tokatlar, gebertirim" şeklindeki ifadeler kısa sürede gündem olurken, AK Parti eski milletvekili Şamil Tayyar da yaşananlara tepki göstererek, "Bunları rol model gibi ekrana çıkarıp saçmalıklarına izin vererek aile kurumunu nasıl koruyacaksınız?" ifadelerini kullandı.
Yaşananlar, bir yandan "Aile Yılı" kapsamında aileyi güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütülürken, diğer yandan milyonların önünde aile kurumunu değersizleştiren, evliliği menfaat pazarlığına indirgeyen ve şiddet dilini sıradanlaştıran yayınların ekranlarda yer bulmasının oluşturduğu çelişkiyi yeniden gündeme getirdi.
İslam âlimleri ise aile kurumunun korunmasının yalnızca projeler ve söylemlerle mümkün olmayacağını, aileyi ifsat eden anlayış ve yayınlara karşı köklü bir medeniyet perspektifine ihtiyaç bulunduğunu ifade ediyor. İslam medeniyetinde aile, toplumun temeli ve Allah'ın bir emaneti olarak kabul edilirken, evliliğin reyting uğruna bir pazarlık ve çatışma malzemesine dönüştürülmesi, toplumun manevi değerleri açısından ciddi bir yozlaşma göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Nitekim Peygamber Efendimiz (sav), ahir zamanda insanların dünyevî arzuların peşine düşeceğini haber vererek; “Benden sonra erkekler için en zararlı fitne, kadınlar ve dünya nimetleridir.”
-Buhârî (Nikâh), Müslim (Zikir)- buyurmuş, insanlığın değer merkezli bir hayat anlayışından uzaklaşacağı dönemlere dikkat çekmiştir.