"Benim olan benimdir, senin olan pazarlık konusudur": ABD'nin 'yırtıcı hegemonya' stratejisi dünyayı nasıl tehdit ediyor?

İran'a yönelik hava saldırılarından Venezuela'daki müdahaleye, Grönland üzerindeki emellerden müttefiklere uygulanan cezalandırıcı gümrük vergilerine kadar... ABD yönetiminin son dönemdeki eylemleri, uluslararası ilişkiler literatürüne "yırtıcı hegemonya" kavramını soktu. Harvard'lı ünlü siyaset bilimci Stephen Walt'ın deyimiyle, bu strateji sadece rakipleri değil, en yakın müttefikleri bile "yağmalanacak birer pazarlık konusu" olarak gören tehlikeli bir dönüşümün işareti. Peki bu yaklaşım ABD'yi ve dünyayı nasıl bir kaosa sürüklüyor?

Eklenme Tarihi: 28 Mar 2026
2 dk okuma süresi
Güncelleme Tarihi: 28 Mar 2026
"Benim olan benimdir, senin olan pazarlık konusudur": ABD'nin 'yırtıcı hegemonya' stratejisi dünyayı nasıl tehdit ediyor?

"Yırtıcı Hegemonya" Nedir?

Son haftalarda ABD medyası ve akademik çevrelerde sıkça tartışılan "yırtıcı hegemonya" terimi, aslında yeni bir kavram değil. İlk kez 1980'lerde ortaya atılan bu tanım, özellikle Donald Trump'ın ikinci başkanlık dönemiyle birlikte ABD dış politikasının ana ekseni haline geldi.

Harvard Kennedy Okulu'ndan Prof. Stephen Walt, Foreign Affairs dergisindeki makalesinde bu stratejiyi şöyle özetliyor: "Benim olan benimdir, senin olan ise pazarlık konusudur." Walt'a göre yırtıcı hegemon, tüm uluslararası ilişkileri sıfır toplamlı bir oyun olarak görür. Bu anlayışta amaç, uluslararası kurallarla kısıtlanmadanhem rakibinden hem de müttefikinden en büyük tavizi koparmaktır.

Çin Halk Üniversitesi'nden Prof. Zuo Xiying ise bu kavramın ABD'nin "iyiliksever hegemon" görüntüsünden arınarak, doğrudan yağmaya yönelen tehlikeli bir evrimi temsil ettiğini belirtiyor.

ABD'nin Vurucu Gücü: Askeri Operasyonlardan Ekonomik Şantaja

ABD-İsrail ortaklığının İran'a yönelik geniş çaplı saldırıları 20 günü aşkın süredir devam ediyor. Axios ve Al Jazeera'nın haberlerine göre, İran'ın petrol kalbi Harg Adası hedefler arasında yer alıyor. Ancak ABD'nin yırtıcı stratejisi sadece askeri müdahalelerle sınırlı değil.

Venezuela Örneği: Ülkede düzenlenen baskın ve devlet başkanının zorla ele geçirilmesi, uluslararası camiada Monroe Doktrini'nin "yağma versiyonu" olarak yorumlandı. Uzmanlar, ABD'nin artık diplomatik bahaneleri bir kenara bırakarak doğrudan askeri güçle ekonomik çıkar sağlamaya yöneldiği görüşünde.

Müttefiklere Karşı Gümrük Vergileri: Geleneksel olarak ABD'nin en yakın dostları olarak görülen ülkeler bile bu yeni stratejiden nasibini alıyor. "Önce Amerika" anlayışıyla uygulanan cezalandırıcı gümrük vergileri, transatlantik ittifakında derin yaralar açıyor.

Aşırı Sağcı Siyasi Dürtü: ABD iç siyasetinde yükselen aşırı sağcı ideolojiler, uluslararası ilişkileri "orman kanunu" olarak tanımlayarak sıfır toplamlı bir oyunu körüklüyor.

Sonuç: Kaybeden Bir Strateji

Stephen Walt, makalesinde bu gidişatın ABD için "kaybeden bir strateji" olduğu konusunda net bir uyarıda bulunuyor: "Bu politika, ABD'yi yaşayan Amerikalıların çoğunun ömrü boyunca olduğundan daha fakir, daha güvensiz ve daha az etkili hale getirecek."

Uzmanlara göre, kısa vadede belki bazı tavizler koparabilecek olan bu yırtıcı yaklaşım, uzun vadede ittifakları aşındırmakta, uluslararası düzeni sarsmakta ve en önemlisi ABD'nin yıllariçinde inşa ettiği meşruiyet zeminini tahrip etmektedir. Bu stratejinin ne kadar sürdürülebilir olacağı ise önümüzdeki dönemde ABD iç siyaseti ile küresel dengelerin nasıl şekilleneceğine bağlı.