“Dindar Nesil” Vaadiyle Geldiler, Suçlu Bir Nesil Bıraktılar: Her Yıl 180 Bin Çocuk Suça Sürükleniyor

Türkiye’de suça sürüklenen çocuk sayısı 2025’te 186 bini aşarken Alparslan Hoca, çocukların işlediği suç oranlarına sert sözlerle dikkat çekti: “Bu tablo eğitimle değil, cezayla yönetilen bir ülkenin sonucudur.”

Eklenme Tarihi: 08 Şub 2026
6 dk okuma süresi
Güncelleme Tarihi: 08 Şub 2026
“Dindar Nesil” Vaadiyle Geldiler, Suçlu Bir Nesil Bıraktılar: Her Yıl 180 Bin Çocuk Suça Sürükleniyor

Türkiye’de suça sürüklenen çocuk sayısındaki artış, toplumsal yapının geleceği açısından ciddi endişelere yol açıyor. Resmi verilere göre 2022’de 176 bin olan çocuk suçluluğu, 2023’te 177 bine, 2024’te 188 bine yükselirken 2025 yılında ise 186 bin 256 olarak kayıtlara geçti. Kamuoyunda tartışma yaratan bu veriler sorulduğunda Furkan Hareketi Lideri Alparslan Kuytul Hoca, çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

“Her Yıl 180 Bin Çocuk Suç İşliyorsa Ortada Büyük Bir Çöküş Vardır”

Alparslan Hoca, her yıl ortalama 180 bin çocuğun suça sürüklenmesinin sıradan bir istatistik olarak görülemeyeceğini vurgulayarak, bunun Türkiye’nin geldiği noktayı açıkça ortaya koyduğunu ifade etti. “Hırsızlık, cinayet, tetikçilik gibi ağır suçlara daha çocuk yaşta bulaşan bir nesilden söz ediyoruz” diyen Alparslan Hoca, bu tablonun toplumun geleceği açısından son derece tehlikeli olduğunu belirtti.

Alparslan Hoca'nın yaptığı açıklamanın tamamı şu şekilde:

'Dindar Nesil Söylemi Çöktü'

"Çocuk suç işlemiş. Hırsızlık, kimi cinayet, tetikçilik, kimi pedofili, kim buna benzer. Yani daha çocukken hapse girenler. Her sene 180 bin kişi. Türkiye’nin geldiği noktaya bakar mısınız? Her sene ortalama 180 bin çocuk suç işliyor ve hapse giriyor. Giriyor ya da girmiyor her neyse ama suç işliyor. Düşünün 180 bin çocuk her sene suç işliyor. Memleketin geldiği hale bakar mısınız? Dindar nesil meydana getireceklerdi. Maşallah amma da dindar nesil meydana getirdiler. Suçlu bir nesil meydana getirdiler. Suçlu bir nesil. Başka devletlerde bu kadar olduğunu zannetmiyorum. Türkiye tam bir suç makinesine dönüştü. Türkiye hapishanelerin dolduğu, taştığı bir ülkeye dönüştü. Mafyaların cennetine dönüştü. Süleyman Soylu döneminde uyuşturucu satan mafyalar çoktu. Şimdi o da çok. Bir de ilaveten haraç toplayan mafyalar çoğaldı. Evet operasyonlar yapılıyor. Haberlerde görüyoruz ama herhâlde buradan girip oradan çıkıyorlar ki hiçbir şey değişmiyor ve torbacılar azalmıyor. Patronlar, baronlar azalmıyor. Suç işleyen çocuklar azalmıyor. Hapishaneler dolup taşmaya devam ediyor. Her yıl bir şey bahane ederek 40-50 bin kişiye af çıkartıyorlar. Çünkü hapishanedeki insan sayısı 450 bin kişi olmuş. 50 bin kişiyi gönderiyor, üç ay geçmiyor yine 50 bin kişi daha geliyor. Tek bildikleri hapisle tehdit etmek. Adam zaten hapse alışmış.

'Hapse Atmak Çözüm Değil, Çözüm Eğitimdir'

Hapis hiç hapse girmeyen için çok zordur. Hapse giren artık alışır. Hapse girmeyen çok korkar. “Acaba nasıl?” falan filan der. Hapse girdi mi alışır ve bu ülkede bir kez hapse giren çok azdır. Bu hapishanelerdeki insanların büyük çoğunluğu defalarca hapse girmişlerdir. Eğitim yok, bir şey yok. Ondan sonra sadece hapis, hapis, hapis, hapis. Cezaları arttırmak, tek bildikleri bu. Ceza arttırmak. Alt sınırını 3 sene değil de 4 seneye çıkartalım. Üst sınırı 10 yıl değil de 12 yıla çıkartalım. Ne olacak? Ne olacak Adalet Bakanı ne olacak? Ha bire artırmayı bir marifet biliyorsun da ne olacak? Şimdi diyor ki mesela “Bir ay ceza alsa 3 gün yatsın” Onda bir. Bir ay bile ceza alsa 3 gün yatsın, onda bir yatsın. Tabii diğerleri öyle değil de diğerlerinde üçte iki ya da dörtte üç. Terörde dörtte üç, diğerlerinde üçte iki, %66. Basit şeylerde, hakaret şu, bu falan. Bunlarda hapis cezası aldıysa ya da basit tehdit gibi şeyler böyle hapis cezası aldıysa 3-5 ay falan illa da hapse girsin. Önceden hapse girmiyordu. Bunların yatarı yoktu. Şimdi “Böyle olunca caydırıcı olmuyor. Yatarı olsun.” dediler. Bundan sonra bir ay bile ceza alsa yatarı var. Üç gün de olsa bir girip çıkacak ve bu çok iyi bir şey mi olacak sanıyor Adalet Bakanı? Bu yolla insanlar hapishaneye alışır. Korkacak olan da artık korkmaz. Hapishanenin o psikolojik korkusu kimsede kalmaz. Herkes oraya bir girmiş, çıkmış olur.

Birine bir laf söylese, bir hakaret etse, bir küfür etse mesela. Diyelim ki bir ay, iki ay hapis verdiler. Gitti, bir hafta yattı. Artık adamda hapishane korkusu kalmadı. Bir hafta yatmış ya alışır artık hiç korkmaz. Tek bildikleri bu, cezaları artırmak. Bu da yol değil, çözüm değil. Çözüm eğitimdir ama hiç eğitimde gözleri yok. Tek bildikleri daha ağır cezalar vermek. Adam diyelim ki birisini öldürmeyi kafaya koymuş. Bu adam ceza 30 sene mi 32 sene mi buna bakar mı? Buna bakar mı? Adam zaten kafaya koymuş. Ha 30 ha 35, daha bakmaz ona. Bir tek Allah korkusu bu insanı durdurabilir. Başka bir şey değil.

TÜİK Birçok Bilgiyi Saklıyor

Eğitim yok ve suç işleyen çocuklar bile çoğalmış, bırakın büyükleri. Düşünün yılda 180.000 çocuk suç işliyor. Bu bize yakışır mı? Müslüman bir toplumuz değil mi? Bize yakışır mı? 180 bin çocuk ne demek? Ve bu da devletin verdiği bilgi. Bakalım böyle mi? Şu anda TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu birçok bilgiyi saklıyor. Ya hiç yazmıyor ya da onsa beş gösteriyor. Ne bileceğiz ki biz? Ben nereden bilebilirim ki? Devlet açıklamazsa gerçek rakamları vermezse biz nasıl bulabiliriz ki? Bulamayız. Ancak başka devletler, istihbarat örgütleri falan gerçek rakamları tahminen hesaplarlar. Bazı bilgileri ele geçirirler ama belki onlar açıklarsa açıklar. Yoksa vatandaş bunu bilemez ki. Mesela yılda kaç kişi intihar ediyor? Herkes kendi çevresindeki intiharı bilir. Tüm Türkiye’yi nereden bilecek? Kaç tane hırsızlık olayı oluyor? Vatandaş bunu nereden bilsin? Devlet kurumu yalan söylememelidir ama şu anda Türkiye’de TÜİK’e inanan Allah’ın bir tane kulu kaldı mı bilmiyorum. Kimse TÜİK’e inanmıyor. Çünkü TÜİK devamlı yalan söylüyor. Herkes biliyor enflasyon şu kadar, TÜİK diyor ki bu kadar. Bir devlet bu kadar yalan söyler mi? Bakın bu doğru bile olsa 180 bin rakamı doğru bile olsa bu bile büyük bir rakam ve bu sadece kayıtlara girmiş olanlardan bize söylenenler. Bir de söylenmeyen var. Bir de kayda girmeyen var. Diyelim ki mesela bir çocuk bir suç işlemiş. “Neyse” demişiz, affetmişiz. “Ya çocuktur.” falan demişiz. Görmezden gelmişiz. “Komşumuzdur, akrabamızdır, arkadaşlarımızın çocuğudur, bilmem ne.” demişiz, kapatmışız. Bir de bunlar var. Bir zamanlar bir çocuk gelmişti. Eski vakıftayken 2000’li yıllarda, dışarıda arkadaşlar kimi bisikletle gelmiş, kimi motorla. Onları çalıyormuş. Arkadaşımız bizim oralara gelen biri değil ama benim daha evvel, kırk sene evvelden tanıdığım Müslüman bir insanın çocuğu. Ki ben o çocuğun ufaklığını biliyorum. O çocuk geliyormuş vakıftan kaç tane bisiklet çalmış. En son birinde yakalanmıştı. Arkadaşımızın çocuğu, yani arkadaşımız derken buralara gelip giden biri değil. Benim tanıdığım. Ne yapalım şimdi hapse mi arttıracağız? Çocuğu mahkemeye mi vereceğiz? Babasının hatırına öyle kapandı, gitti. Böyle de bir sürü var. Bu 180 bin kapanmamış olan ve TÜİK’in bize verdiği bilgidir. Bakalım ne kadar doğru. Bir de kayıtlara girmeyenler var.

Bazen götürüyorsunuz şikayetçi olmamanız için polis size yalvarıyor, vallahi. Başınıza geldi mi bilmiyorum. Polis sizi ikna etmeye çalışıyor. “Şikayetçi olmayın.” diyor. “Boş verin.” falan. “Sizi çok ulaştırırlar, mahkemelerde sürünürsünüz.” bilmem ne falan. “Şikayetçi olma.” diyor. Polis ifade almaktan, ifade yazmaktan yılmış, usanmış. Onun işlemlerinden yılmış, usanmış. Seni de ikna etmeye çalışıyor. “Boş ver.” diyor. Sen de bakıyor “Neyse boş ver.” diyorsun. Oluyor, bitiyor. Bunları da sayacak olsan ne 180 ne 200 belki de 300 bin çocuk suç işliyor. Böyle bir ülke olduk."