Hukuk tanımaz tutumuyla bölgeyi ateşe atan işgalci rejim, Taybeh, Naqoura ve Deir Seryan gibi yerleşim yerlerini "uzaktan kumandalı devasa patlamalarla" yok ediyor. Bu topyekûn yıkım, sadece binaları değil, bölge halkının nesiller boyu biriktirdiği hatıraları ve köklerini de hedef alıyor.
"Evkırımı" (Domicide): Bir Yaşam Alanının Kasten Yok Edilmesi
Akademisyenlerin "Evkırımı" (Domicide) olarak tanımladığı bu strateji, bir halkın barınma alanlarını sistematik olarak yok ederek o bölgeyi kalıcı olarak yaşanılamaz hale getirmeyi hedefliyor. İşgalci İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın itiraflarıyla şekillenen bu süreç; Gazze’nin Refah ve Beyt Hanun bölgelerinde uygulanan yıkım modelinin Lübnan’ın güneyine kopyalanmasıdır.
Stratejik Hedef: Dönüşü İmkânsız Kılmak
Litani Nehri’ne kadar olan bölgeyi insansızlaştırılmış bir "güvenlik kuşağına" çevirmeyi planlayan işgalci güçler, evlerini başlarına yıktığı Lübnanlıların topraklarına dönüşüne izin vermeyeceğini açıkça ilan ediyor. Bu durum, uluslararası hukukta bir halkın mülkiyet hakkının ve yaşama iradesinin kasten elinden alınması anlamına gelmektedir.
İnsan Hakları İzleme Örgütü: "Askeri Gerekçesi Olmayan Bir Savaş Suçu"
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Lübnan araştırmacısı Remzi Kaiss, işgalci ordunun "tünel ve askeri tesis" iddialarının, tüm köyleri havaya uçurmak için meşru bir gerekçe oluşturamayacağını vurguladı. Sivil evlerin kasıtlı olarak yıkılması, Cenevre Sözleşmeleri ve uluslararası savaş hukukuna göre doğrudan bir savaş suçu teşkil etmektedir.
İşgalci rejim, askeri hedefleri vurma bahanesi arkasına sığınarak, aslında sivil hayatın temel direklerini; pazar yerlerini, okulları, otelleri ve aile konutlarını hedef alarak toplumsal iradeyi kırmayı amaçlamaktadır.
Parçalanan Hayatlar ve Silinen Hatıralar
The Guardian raporu, işgalci barbarlığın sadece beton yığınlarını değil, insan ruhunu nasıl hedef aldığını gözler önüne seren tanıklıklara yer verdi:
-
Ahmed Ebu Taam (Taybeh): "Bir insanın tüm hayatı, işi, anıları o meydandaydı. Birden her şeyin patladığını gördüğünde artık bir evin yokmuş, mülteciymişsin gibi hissediyorsun. Her şey silindi."
-
Ahmed İbrahim (Deir Seryan): Çocuklarının bir daha köylerinde çiçek toplayamayacağını anlatan İbrahim, işgalci gücün sadece evleri değil, bir neslin çocukluğunu da çaldığını ifade ediyor.
-
Muhammed Hashem (Naqoura): 15 yıllık emeğiyle inşa ettiği oteli enkaza dönen Dr. Hashem, saniyeler içinde yok edilen bir ömrün sarsıntısını yaşıyor.