F-35 Yaptırımı ve Siyasi Mesaj
Barrack, Türkiye'nin F-35 programından S-400 alımı nedeniyle çıkarılmasını değerlendirirken dikkat çekici bir itirafta bulundu: "Türkiye zaten F-35'leri üretiyordu; programda bizimle birlikteydiler. Gövde montaj programının büyük bir parçasıydılar." Bu ifade, uygulanan yaptırımın salt bir teknoloji güvenliği meselesi olmaktan öte, Türkiye'nin jeopolitik tercihlerine yönelik siyasi bir tepki olduğu yorumlarına yol açtı. Türkiye'nin Rusya'dan savunma sistemi alması ve kendi milli savaş uçağı KAAN'ı geliştirmesi, Washington'da bağımsız hareket eden bir müttefik profili çizdi.
"Haçlı Seferleri" Referansı ve Batı'nın Bakış Açısı
Barrack'ın daha tartışmalı yorumu ise Ortadoğu barışına ilişkindi. Büyükelçi, "İbrahim başaramadı, Musa başaramadı, İsa başaramadı, yedi Haçlı Seferi başaramadı" diyerek bölgedeki sorunların köklü olduğunu vurguladı.
Bu açıklama, özellikle İslami perspektiften eleştirilere neden oldu. Batılı bir diplomatın, Ortadoğu'nun karmaşık sorunlarını analiz ederken Peygamberler tarihi ile Haçlı Seferleri gibi emperyalist ve istila amaçlı askeri seferleri aynı cümlede anması, bölgeye dair Batı siyaset zihniyetindeki tarihsel ve dini kör noktayı ortaya koyduğu şeklinde yorumlandı. Bu bakış açısı, sorunun kaynağını adaletsiz uluslararası düzen, sömürge mirası ve halkların kendi kaderini tayin hakkının gaspında aramak yerine, meseleyi "kadim ve çözümsüz" bir hale indirgemekle eleştirildi.
Türkiye'nin Konumu ve İslami Eleştiri
Türkiye, bu süreçte hem Batı ile yaşadığı stratejik güven sorunları hem de bölgesel politikaları nedeniyle eleştirilerin odağında. İslami çevreler, Türkiye'nin dış politikasının zaman zaman İslam dünyasının beklentileri ve Müslüman halkların temel hakları (özellikle Filistin meselesi) ile tam örtüşmediği yönünde eleştiriler getiriyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin durumu, sadece Batı ile ilişkilerdeki bir kriz değil, aynı zamanda İslami değerler ve ulus-devlet çıkarları arasındaki gerilimin de bir yansıması olarak görülüyor.
Sonuç
Tom Barrack'ın açıklamaları, Türkiye-ABD ilişkilerindeki güven bunalımının derinliğini gösterirken, Ortadoğu'ya dair "çözümsüzlük" vurgusu, bölgeyi anlamaktan uzak, tarihsel olarak yüzeysel ve Haçlı zihniyetiyle şekillenmiş bir Batı perspektifini işaret ediyor. İslami analiz, kalıcı barışın, ancak adalet, özgür irade ve Müslüman halkların kendi geleceklerini tayin hakkına saygı temelinde inşa edilebileceğini savunuyor.