ABD-İşgalci İsrail Hattında İran Çatlağı: Stratejik Kopuş mu, Geçici Ayrışma mı?

ABD ile İran arasında varılan mutabakat, yalnızca Washington-Tahran ilişkilerini değil, ABD ile işgalci İsrail arasındaki stratejik ortaklığın geleceğini de derin bir tartışmanın ortasına bıraktı. Doha Enstitüsü tarafından yayımlanan kapsamlı analiz, iki müttefik arasında İran dosyasının yönetimi, savaşın nihai hedefleri ve bölge vizyonu konusunda ciddi ve derin bir kırılma yaşandığını gözler önüne seriyor.

Eklenme Tarihi: 25 Haz 2026
2 dk okuma süresi
Güncelleme Tarihi: 25 Haz 2026
ABD-İşgalci İsrail Hattında İran Çatlağı: Stratejik Kopuş mu, Geçici Ayrışma mı?

Savaşın Hedeflerinde Büyük Ayrışma

Analize göre, ABD ve işgalci rejim, İran’ın nükleer silah edinmesini engelleme ortak paydasında buluşsa da askeri operasyonların getirmesi gereken sonuçlar konusunda tamamen farklı dünyalarda yer alıyor:

  • İşgalci İsrail'in Maksimalist Hedefleri: İşgalci Netanyahu liderliğindeki işgalci rejim, bu savaşı "Ortadoğu’nun çehresini kalıcı olarak değiştirmek" için tarihi bir fırsat olarak gördü. Hedefleri; İran’ın nükleer altyapısını tamamen imha etmek, balistik füze kapasitesini yok etmek, Direniş Cephesi ağını çökertmek ve Tahran'daki rejim yapısını yıkmaktı.

  • ABD'nin Sınırlı ve Değişken Stratejisi: Donald Trump yönetimi ise savaşa hızlı ve sonuç alıcı bir askeri baskı aracı olarak yaklaştı. Ancak rejimin çökmediği, savaşın açık uçlu bir bataklığa dönüştüğü ve Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın küresel enerji piyasalarını vurarak ABD içinde siyasi maliyet yarattığı anlaşıldığı an Washington, rotayı siyasi çözüme kırdı.

İşgalci Netanyahu Ve Trump Karşı Karşıya

Ayrışmanın merkezinde, iki liderin iç siyasi hesapları ve kişisel ajandaları yer alıyor. İkinci döneminde kendisini bir "savaş baronu" olarak değil, küresel krizleri çözen ve "savaşı bitiren başkan" olarak konumlandırmak isteyen Donald Trump, askeri kaynakları tüketecek açık uçlu bir bölgesel savaştan kaçınıyor. Trump için bu mutabakat, Çin ile rekabet gibi daha büyük önceliklere odaklanmayı sağlayan bir "America First" (Önce Amerika) hamlesidir.

Buna karşın işgalci Netanyahu için savaşın devam etmesi, kendi siyasi geleceği ve iktidarını korumasıyla doğrudan bağlantılı. Netanyahu, stratejik hedeflere ulaşılmadan masaya oturulmasını bir başarısızlık olarak kabul ediyor.

İşgalci Rejimin Mutabakata İki Temel İtirazı

Doha Enstitüsü, işgalci rejim kabinesinin mutabakat metnine yönelik öfkesini iki ana nedene bağlıyor:

  • Nükleer Dosyanın Ertelenmesi: İsfahan, Natanz ve Fordow gibi kritik uranyum zenginleştirme tesislerinin geleceğinin ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarının akıbetinin kesin bir tasfiyeye uğramayıp sonraki 60 günlük müzakere sürecine bırakılması Tel Aviv'i ciddi şekilde rahatsız ediyor.

  • Lübnan Cephesi ve Hareket Serbestisi: Mutabakatın Lübnan dahil tüm cephelerde çatışmaları durdurma çağrısına karşın, işgalci rejim kendisini bu kurallarla bağlı saymıyor. İşgalci ordu, Hizbullah'a karşı askeri operasyon serbestisini korumak ve sahada işgal ettiği alanlardaki varlığını sürdürmek istiyor.

  • Kamuoyu Desteğindeki Erime ve Siyasi Kırılganlık

    Analizde dikkat çekilen bir diğer önemli risk ise ABD kamuoyunda işgalci İsrail rejimine yönelik desteğin son iki yılda gözle görülür biçimde gerilemiş olması. Özellikle Demokrat seçmen tabanında başlayan bu kopuşun, artık Cumhuriyetçi tabanın bazı kesimlerine de sirayet ettiği belirtiliyor. Bu durum, Beyaz Saray'ın kararlarında kamuoyu baskısını daha hissedilir hale getirerek işgalci rejimin Washington üzerindeki geleneksel nüfuz alanını daraltıyor.

    Sonuç: Gelecek İsviçre'deki Müzakerelere Bağlı

    Doha Enstitüsü'nün analizine göre, iki müttefik arasında "stratejik bir kopuştan" bahsetmek için henüz erken olsa da tehdit algısındaki bu harita uyuşmazlığı her an daha büyük bir krizi tetikleyebilir.