ABD ve İran, Maskat’ta: Yaptırımlar, Nükleer Program ve Füze Gerilimi Masada

Siyonist İsrail ve ABD’nin Haziran 2025’te düzenlediği saldırılarla rafa kalkan diplomasi, Türkiye ve bölge ülkelerinin yoğun çabasıyla Umman’da yeniden başladı. Maskat’taki kritik zirvede Washington yönetimi, İran’dan nükleer ve balistik füze kapasitesini sıfırlamasını isterken; Tahran yönetimi ekonomisini boğan yaptırımların kaldırılmasını şart koşuyor.

Eklenme Tarihi: 06 Şub 2026
1 dk okuma süresi
Güncelleme Tarihi: 06 Şub 2026
ABD ve İran, Maskat’ta: Yaptırımlar, Nükleer Program ve Füze Gerilimi Masada

Ortadoğu'da tansiyon düşmezken, gözler Umman’ın başkenti Maskat’ta kurulan müzakere masasına çevrildi. Haziran 2025’te ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırılarıyla kesintiye uğrayan süreç, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bölge ülkelerinin arabuluculuk girişimleriyle "kaldığı yerden" değil, "daha ağır şartlarla" yeniden başladı.

​Washington'ın Listesi Kabarık: "Hem Nükleeri Hem Füzeyi Bırak"

​Masada elini yükselten ABD tarafı, İran'ın bölgedeki caydırıcılığını hedef alan taleplerle geldi. Beyaz Saray temsilcileri, anlaşma için şu 3 ana şartı dayatıyor:

​Nükleer Tasfiye: Uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen durdurulması ve eldeki yüksek zenginlikli uranyumun ülke dışına çıkarılması.

​Savunmaya Kısıtlama: İran’ın balistik füze kapasitesinin sınırlandırılması.

​Bölgesel Çekilme: Tahran’ın bölgedeki direniş gruıplarına (ABD tanımıyla silahlı gruplara) verdiği desteği tamamen kesmesi.

​Uzmanlar, ABD'nin bu taleplerle İran'ı hem nükleer hem de konvansiyonel anlamda "savunmasız" bırakmayı hedeflediğini belirtiyor.

​Tahran: "Önce Ambargo Zinciri Kırılmalı"

​Saldırılar ve ekonomik baskı altında masaya oturan İran heyeti ise "güvenlik karşılığı ekonomi" tezini savunuyor. Tahran yönetimi, nükleer programını "atom bombası üretmeyecek seviyede" kısıtlamayı kabul ederken, bunun karşılığında halkın belini büken ağır ekonomik yaptırımların derhal ve tamamen kaldırılmasını istiyor.

​Müzakerelerin sonucu, sadece iki ülkeyi değil, Yemen'den Lübnan'a kadar tüm bölgenin kaderini belirleyecek.