Filistin Direnişinin Öncüsü, Hamas’ın İzzetli Lideri Şeyh Ahmed Yasin’in Hayatı

Şeyh Ahmet Yasin, yakın dönem İslami mücadelesinde felçli bedeni ile İslam ümmetine umut olan öncü bir şahsiyettir. Mücadelenin, dirilişin ve kıyamın sağlam bir bedenden ziyade sağlam bir iman ile mümkün olabileceğinin kanıtı olan Şeyh Ahmet Yasin’in hayatını ve mücadelesini ele aldığımız yazımız sizlerle…

Eklenme Tarihi: 22 Mar 2026
7 dk okuma süresi
Güncelleme Tarihi: 22 Mar 2026
Filistin Direnişinin Öncüsü, Hamas’ın İzzetli Lideri Şeyh Ahmed Yasin’in Hayatı

Hamas’ın Kurucusu Şeyh Ahmet Yasin Kimdir?

Şeyh Ahmet Yasin yakın dönem İslami mücadelesinde aydınlık günlerin doğumuna müştak ümmetimiz için cesaret ve umut olmuş büyük bir dava adamıdır. İslam davasının güç kazanmasına, mazlum ümmetimizin uyanışına ve dirilişine Filistin topraklarında omuz veren Şeyh Ahmet Yasin, özelde işgalci siyonist rejimine genelde ise dünyanın dört bir tarafında İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık güden güçlere, yapılanmalara korku salarken İslam ümmetinin sorumlulukları doğrultusunda harekete geçme noktasında somut bit örnek olmuştur.

Filistin direnişinin engel tanımayan öncü şahsiyeti olmakla beraber; cesareti ve adanmışlığı ile tarihe geçen Hamas’ın kurucusu olan Şeyh Ahmet Yasin, 1937 yılında Filistin’in Askalan şehrinin yakınlarında bulunan El-Cura köyünde dünyaya gelmiştir. Şeyh Ahmet Yasin 3 yaşında babasını kaybetmiştir. Bu sebeple çocukluk dönemini annesi ve kardeşleri ile birlikte geçirmiştir. 1948 Arap-İsrail Savaşı (Nekbe) sırasında doğduğu şehir olan Askalan’dan Gazze’ye göç etmek zorunda bırakılan Ahmet Yasin, ailesiyle birlikte Gazze’de bulunan mülteci kamplarından birine yerleştirilmiştir.

Şeyh Ahmet Yasin’in Eğitim Hayatı

1952 yılında Gazze şehrindeki İmam Şafii Okulu’nda ilköğrenimini tamamlayan Ahmet Yasin, er-Rihal Ortaokulu’nda ortaöğrenimine devam etmiştir. Lise öğrenimini 1958 yılında Filistin Lisesi’nde tamamlayan Ahmet Yasin hassaten Gazze’ye göç etmeleri vesilesi ile gerek Filistin gerekse İslam ümmetinin genel ahvaline yakında tanıklık etme imkânı bulmuş oldu. Bu durum Ahmet Yasin’in ilerleyen yıllarda temelini atacağı İslami hareketin ve ortaya koyacağı tarihi mücadelenin zeminini de oluşturmuştur. Gençlik dönemlerinden itibaren kendisini hem ilmi hem de entelektüel anlamda geliştirmeye önem veren Ahmet Yasin 1952 yılında katılmış olduğu bir yüzme etkinliği sırasında kafasının üzerine düşmüş ve boyun kemiği kırılmıştır. Boyun kemiğinin kırılması sonucu boynundan aşağısı felç kalan Ahmet Yasin hayatını bu şekilde idame ettirmek zorunda kalmıştır.

Lise eğitimini tamamlayan Ahmet Yasin Mısır’ın başkenti olan Kahire’de bulunan El-Ezher üniversitesine kaydolmuş ve lisans hayatını burada tamamlamıştır. Lise döneminden sonra çeşitli ilim adamlarından özel dersler alarak ilmi birikimini geliştiren Ahmet Yasin kültürel gelişimini tamamlamaya da gayret göstermiştir. Gerek ilmi gerek kültürel eğitiminin yanı sıra El-Ezher üniversitesini kazanması ile Ahmet Yasin çevresi tarafından fark edilecek düzeyde donanımlı bir genç halini almıştır.

Şeyh Ahmet Yasin’in Mısır’da üniversite okuduğu dönemde hem kendi hayatını hem Filistin halkının mücadele istikbalini hem de İslam ümmetinin dirilişini ve harekete geçmesini büyük ölçüde etkileyecek büyük bir gelişme olmuştur ki; o da Şeyh Ahmet Yasin’in ‘İhvan-ı Müslimin/Müslüman Kardeşler’ teşkilatı ile tanışmış olmasıdır. Mısır’da, yakın dönem büyük dava adamlarının başında gelen Hasan El-Benna’nın öncülüğünde kurulan Müslüman Kardeşler teşkilatı; Şeyh Ahmet Yasin için de Filistin’e döndükten sonra Filistin İslami direnişinin harlanması, direnişin stratejik bir çizgi kazanması ve Hamas mücahitler ordusunun kurulmasında büyük bir katkı sağlamıştır.

Şeyh Ahmed Yasin’in Mücadelesi ve Çalışmaları

1967 yılında siyonist rejimin Filistin’in neredeyse tamamını işgal etmesi üzerine Filistin halkı Filistin’de mücadele ateşini harlayacak ve bu mücadelenin liderliğini üstlenecek bir isim arayışına girdi. O dönemde Şeyh Ahmet Yasin Gazze İslam Enstitüsü’nün başına getirildi. Bu vazife Filistin halkının Ahmet Yasin’i daha yakından tanımasına zemin hazırlamış ve Ahmet Yasin’in Filistin davasında ne denli dertli, fedakâr bir lider kimliğine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu dönemde evlenen ve bu evliliği sonucunda 11 çocuğa sahip olan Ahmet Yasin liderliğini yaptığı Gazze İslam Enstitüsü bünyesinde tertip ettiği faaliyetlerden dolayı siyonist rejimin hedefi olmuş ve defalarca polis merkezlerine çağrılmıştır.

HAMAS’IN Kuruluşu ve 1. İntifada

Şeyh Ahmet Yasin, Abdülaziz el-Rantisi gibi Filistin direnişinde canı ve malı ile mücadele etmekten geri durmayan dava arkadaşları ile birlikte 8 Aralık 1987’de Mısır’daki İhvan-ı Müslim’in hareketinin Filistin kanadı olarak İslami Direniş Hareketi olan HAMAS’ı kurdu. İşgalci siyonist rejimine karşı Filistin’de reel direnişin başlaması ve hız kazanmasında tarihi bir misyon üstlenen Hamas, 1987’de Filistinli işçileri taşıyan bir arabaya, Yahudi asıllı bir vatandaşın kamyonu ile çarpması sonucu 4 Müslümanın ölümüne ve 9 kişinin yaralanmasına sebebiyet vermesiyle ortaya çıkan 1. İntifa’da ile cesaret ve gayretini Filistin halkına ispat etme imkânı buldu. Filistin 1. İntifada’sını komuta eden Ahmet Yasin’in fedakarlığı, zekâsı ve cesareti Filistin halkının Hamas’ın yanı sıra Hamas kurucu lideri Şeyh Ahmet Yasin’e karşı da derin bir güven ve muhabbet duymasına vesile olmuştur.

Şeyh Ahmet Yasin’in Tutuklanması ve Mahkemeye Çıkarılışı

1989 yılında İsrail Güvenlik Güçleri tarafından tutuklanan Şeyh Ahmet Yasin bu süreçte yıpratıcı işkencelere uğramıştır. 4 gün boyunca tahta bir sandalyeye bağlı olarak oturtularak uyuması engellenen Ahmet Yasin Ramallah Cezaevine gönderildi. Siyonist rejimin çeşitli tehdit ve tekliflerine karşı direnen ve dik duruşundan taviz vermeyen Ahmet Yasin 8 yıl hapiste kaldıktan sonra Ürdün’ün başkenti Amman’da Hamas Siyasi Birimi Başkanı Halid Meşal’e karşı başarısız bir suikast girişiminde bulunan iki Mossad ajanı ile takas edilmek üzere 1997 yılında serbest bırakıldı. Ahmet Yasin, Amman’da tedavisi tamamlandıktan sonra Gazze’ye döndü. Filistin’de 28 Eylül 2000 tarihinde vuku bulan 2. İntifada da Ahmet Yasin halk için önemli bir yönlendirici ve manevi güç olmuştur.

Şeyh Ahmet Yasin’in Şehadeti

Filistin’de hem direnişin hem de ümidin öncüsü olan Ahmet Yasin İslam düşmanı, siyonist Yahudi rejimi tarafından birçok kez çeşitli suikastlar ile karşı karşıya kalmıştır. Hem ilim hem de bir hareket adamı olan Ahmet Yasin’in hayatta olduğu her an siyonist işgalciler özelinde dünyanın çeşitli yerlerinde İslam’a ve Müslümanlara karşı düşmanlık güden yapılar için bir tehlike anlamına geliyordu. Bunun farkında olan hatta bir an olsun gündemlerinden düşürmeyen siyonist işgalciler sürekli takip ettikleri ve kendisine suikast girişiminde bulunmak için fırsat kolladıkları Ahmet Yasin’i 22 Mart 2004 tarihinde sabah namazından çıktığı bir esnada İsrail helikopterinin attığı füzeler sonucunda şehit ettiler. Ahmet Yasin’in şehadete ulaştığı o anlarda yanında Ahmet Yasin’in 2 koruması ve o sırada çevreden geçen halktan 9 kişi de şehit oldu.

Şeyh Ahmet Yasin Gazze’ye Döndükten Sonra Kendisi ile Yapılan Telefon Görüşmesinden Bir Kesit…

Spiker: “Son olarak dünya Müslümanlarına bir mesajınız var mı?”

“Bütün Müslüman gençlere nasihatim en başta İslam ahlakıyla ahlaklanmalarıdır. Doğruluk, güvenilirlik, ahde vefa, sevgi, kararlılık, çalışma ve üründe ihlas, Müslümanlarla yardımlaşmak ve onların dertleriyle dertlenmek de İslam ahlakının gereklerindendir. Allah yolunda cihat ve Allah-u Teâlâ’nın kelamının en yüce olması için başkalarıyla yardımlaşmakta İslam ahlakının gereklerinden biridir. Müslümanlara da ilme önem vermelerini tavsiye ediyorum. İlim gelecekte bizim düşmanımıza karşı zafer elde etmekte kullanacağımız silahımız olacak. Cehaletle zafer elde edemeyiz. Dini, dünyayı ve ahireti kuşatacak bir ilimle ancak zafer elde edebiliriz.”

Şeyh Ahmet Yasin’den Ümmete Mektup!

“Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum!

Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah! Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim! Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim! Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!

Siz ey Müslümanlar!

Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler! Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında? Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak? Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!

Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı?

Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye; "Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor?

Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:

"Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!"

Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız! Bizden teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın! Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız!

Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!

Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları! Allah'ım, sana şikâyette bulunuyorum...!

Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikâyet ediyorum. Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?

Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikâyette bulunuyorum, sana şikâyette bulunuyorum!

Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı... Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikâyet ediyoruz!”