Los Angeles’ta görülmeye başlanan dava, dijital platformların çocuk psikolojisi üzerindeki etkisine dair en kapsamlı hukuk mücadelelerinden biri olarak değerlendiriliyor.
“Sonsuz kaydırma” ve dopamin döngüsü iddiası
Davacılar, sosyal medya platformlarında yer alan “sonsuz kaydırma”, “otomatik oynatma” ve “beğeni” butonu gibi özelliklerin bilinçli olarak çocukları uygulamada daha uzun süre tutmak amacıyla tasarlandığını savunuyor.
İddianamede, bu tasarım unsurlarının çocukların beynindeki ödül mekanizmasını suiistimal ettiği ve kumar bağımlılığına benzer bir dopamin döngüsü oluşturduğu öne sürülüyor. Aktarılan bilgiye göre mahkeme, şirketlerin iç yazışmalarını ve algoritmaların “bağımlılık dozunu” ölçen uzman raporlarını mercek altına aldı.
Davacı taraf, sosyal medya platformlarının basit birer içerik paylaşım mecrası olmadığını; “maksimum etkileşim” hedefiyle kurgulanmış psikolojik manipülasyon araçlarına dönüştüğünü iddia ediyor. Bu nedenle söz konusu sistemlerin “tasarım gereği zararlı” olduğu savunuluyor.
Meta ve YouTube’dan savunma: “İfade özgürlüğü”
Meta ve YouTube’un avukatları ise suçlamaları reddediyor. Şirketler, ABD’deki “İletişim Ahlakı Yasası – Bölüm 230” kapsamında platformlarda yer alan içeriklerden sorumlu tutulamayacaklarını belirtiyor.
Savunma tarafı ayrıca algoritmik öneri sistemlerinin birer “ifade özgürlüğü” biçimi olduğunu ileri sürüyor. Son iki yılda gençlerin ruh sağlığını korumaya yönelik 30’dan fazla yeni güvenlik aracı (gece molası uyarıları, uyku modu gibi) geliştirdiklerini vurgulayan şirketler, platformların güvenli olduğunu savunuyor.
Sektörde dengeler değişebilir
11 Şubat 2026’da Los Angeles’ta görülmeye başlanan dava, yalnızca ABD’de değil küresel ölçekte dijital platformların çocuklar üzerindeki etkisine dair kritik bir eşik olarak görülüyor.
Hukuk uzmanları, davanın 1990’lı yıllarda tütün endüstrisine karşı açılan davalara benzer bir sonuç doğurabileceğini ifade ediyor. Eğer mahkeme algoritmaları “kusurlu ürün” olarak değerlendirirse, sosyal medya şirketleri yalnızca içerikten değil, içeriğin sunuluş biçiminden de hukuken sorumlu tutulabilecek.
Böyle bir karar, milyarlarca dolarlık tazminatın yanı sıra algoritmik tasarımların köklü biçimde değiştirilmesini de gündeme getirebilir.