Rabiatül Adeviyye Olayı: Katliamın Yıl Dönümünde Ne Oldu?
14 Ağustos 2013'te Mısır'ın başkenti Kahire'deki Rabiatül Adeviyye Meydanı'nda, dönemin Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi destekleyen göstericilerin kurduğu oturma eylemine güvenlik güçleri tarafından müdahale edildi. Yüzlerce insanın hayatını kaybettiği olay, Mısır'ın yakın tarihindeki en kanlı günlerden biri olarak kayıtlara geçti. İnsan hakları kuruluşları, müdahalenin orantısız güç kullanımı ve ciddi insan hakları ihlalleri içerdiğini belirtti.
Rabiatül Adeviyye Olayı Nedir?
Rabiatül Adeviyye olayı, 3 Temmuz 2013'te Mısır'ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'ye karşı Abdulfettah es-Sisi tarafından yapılan darbenin ardından başlayan protestoların en kanlı aşamasını ifade ediyor.
Mursi'ye yapılan darbenin ardından onu destekleyenler Kahire'de Rabiatül Adeviyye ve Nahda meydanlarında uzun süreli oturma eylemleri düzenledi. 14 Ağustos 2013 sabahı Mısır güvenlik güçleri bu iki protesto alanına müdahale ederek eylemleri dağıttı.
Uluslararası Af Örgütü, müdahalenin ardından yayımladığı raporda güvenlik güçlerinin aşırı ve gereksiz güç kullandığına ilişkin bulgulara yer verdi. Örgütün 16 Ağustos 2013 tarihli raporuna göre, Mısır Sağlık Bakanlığı o tarihte ülke genelindeki ölü sayısını 638 olarak açıklamış; bunların 288'inin Rabiatül Adeviyye Meydanı'ndaki olaylarla bağlantılı olduğunu bildirmişti. Ancak sonraki araştırmalarda çok daha yüksek ölüm rakamları ortaya konulmuştur.
Rabiatül Adeviyye Katliamında Ne Oldu?
14 Ağustos sabahı Mısır güvenlik güçleri, Rabiatül Adeviyye ve Nahda meydanlarında haftalardır devam eden oturma eylemlerini dağıtmak üzere operasyon başlattı.
Uluslararası Af Örgütü'nün olaydan hemen sonra topladığı tanıklıklara göre operasyon yaklaşık sabah 06.00'da başladı. Örgüt, güvenlik güçlerinin protestoculara karşı aşırı ve ölümcül güç kullandığını ve birkaç saatte çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.
Human Rights Watch ise olayla ilgili bir yıllık araştırmasının sonucunda güvenlik güçlerinin büyük ölçüde barışçıl göstericilerin bulunduğu kalabalıklara hukuka aykırı biçimde ateş açtığı sonucuna ulaştı. Kuruluş, olayın yaygın ve sistematik niteliği nedeniyle yaşananların insanlığa karşı suç teşkil etmiş olabileceğini ifade etti.
İnsan hakları kuruluşlarının yıllar boyunca yayımladığı raporlarda olayın ardından güvenlik güçlerinin sorumluluğunun yeterince araştırılmadığı ve cezasızlık sorununun devam ettiği vurgulandı. Human Rights Watch, 2023'te yayımladığı değerlendirmesinde olayın üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen sorumluların hesap vermediğine dikkat çekti.
Rabiatül Adeviyye Katliamında Kaç Kişi Öldü?
Rabiatül Adeviyye katliamındaki can kaybına ilişkin farklı kaynaklarda farklı rakamlar bulunuyor. Human Rights Watch, bir yıl süren araştırmasının ardından 2014'te yayımladığı raporda, yalnızca 14 Ağustos'taki Rabiatül Adeviyye müdahalesinde en az 817 kişinin öldürüldüğünü, gerçek sayının ise 1.000'in üzerinde olmasının muhtemel olduğunu açıkladı. Kuruluş, Temmuz ve Ağustos 2013 boyunca Mısır'daki çeşitli olaylarda güvenlik güçlerinin müdahaleleri sonucunda en az 1.150 göstericinin öldüğünü belirtti.
Uluslararası Af Örgütü ise Rabiatül Adeviyye ve Nahda meydanlarındaki müdahalelerde en az 900 kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Örgüt, 14 Ağustos 2013'te yaşananları Mısır'daki insan hakları krizinin önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendiriyor.
Rabia İşareti Ne Anlama Geliyor?
Rabiatül Adeviyye, yalnızca Mısır'ın siyasi tarihinde değil, İslam dünyasının yakın tarihinde de önemli bir sembole dönüştü. 2013'te yaşanan katliamın ardından dört parmaklı Rabia işareti, Rabiatül Adeviyye Meydanı'nda hayatını kaybedenleri ve Mısır'daki darbe karşıtı hareketi simgeleyen bir sembol haline geldi. “Rabia” kelimesi Arapça’da “dört” manasına geldiği için yaşanan olaylar bu şekilde sembolleşti.
Alparslan Kuytul Hoca'nın Mısır Katliamına Yorumu
Alparslan Hoca yaşanan olayların hemen ardından 19 Ağustos 2013’te “Mısır İslami Direnişine Destek Mitingi” düzenledi. Alparslan Hoca konuşmasında Sisi’nin darbesi ve sonrasında yaşanan olaylarla ilgili şu noktalara temas etti:
İhvan Hareketi’nin yayılmasını istemedikleri için Amerika da Ürdün, Suudi Arabistan, Suriye gibi Arap ülkeleri de darbeyi desteklemişlerdir. Zaten bu ülkelerin başlarındaki diktatörleri de Amerika yerleştirmiştir. Bu diktatörler sayesinde ılımlı İslam’ı hâkim kılmaya çalışmaktadırlar.
Tüm diktatörlerin korktukları şey İslam’ın yayılmasıdır. Amerika “demokrasi” yalanı ile halkları kandırmaktadır. Darbeyi desteklemesi de demokrasi diye bir şeyin olmadığını göstermektedir. Amerika’nın demokrasi ve özgürlük anlayışı sadece kendi halkları içindir. Aynı özgürlüğü Müslüman halklara verirse İslam’ın hâkim olacağından korkmaktadır.
Bu olaylar sadece iktidar olma yoluyla İslam’ın hâkim kılınamayacağını göstermiştir. Bunun tek yolu eğitim çalışmalarına ağırlık vermektir. Müslümanlar kendilerini ve çocuklarını eğitmek zorundadırlar.
Yaşanan olaylar İslam ümmetinde bir uyanış başladığının habercisidir. Batı korkuyu, İslam alemi ümidi yaşıyor.
Mısır'da yaşananlar sadece yerel bir mesele değil, tüm ümmetin dert edinmesi gereken bir meseledir.