İsrail makamları, 22 Şubat 2026 tarihinde yaptıkları açıklamayla, Al Jazeera’nin Batı Şeria'nın Ramallahkentindeki ofislerinin kapatılmasına yönelik askeri emri 90 gün daha uzattı. Bu karar, Mayıs 2024'te "Al Jazeera Yasası" olarak bilinen düzenlemeyle başlayan ve kanalın sesini kısmayı hedefleyen sistematik baskı zincirinin 12. halkasını oluşturuyor. İsrail makamları, 22 Şubat 2026 tarihinde yaptıkları açıklamayla, Al Jazeera’nin Batı Şeria'nın Ramallahkentindeki ofislerinin kapatılmasına yönelik askeri emri 90 gün daha uzattı. Bu karar, Mayıs 2024'te "Al Jazeera Yasası" olarak bilinen düzenlemeyle başlayan ve kanalın sesini kısmayı hedefleyen sistematik baskı zincirinin 12. halkasını oluşturuyor. İsrail makamları, 22 Şubat 2026 tarihinde yaptıkları açıklamayla, Al Jazeera’nin Batı Şeria'nın Ramallahkentindeki ofislerinin kapatılmasına yönelik askeri emri 90 gün daha uzattı. Bu karar, Mayıs 2024'te "Al Jazeera Yasası" olarak bilinen düzenlemeyle başlayan ve kanalın sesini kısmayı hedefleyen sistematik baskı zincirinin 12. halkasını oluşturuyor. İşgal ordusu, Eylül 2024’te Ramallahofisine baskın düzenleyerek tüm cihazlara, belgelere ve araçlara el koymuş, ofisi mühürlemişti. O tarihten bu yana her 90 günde bir yenilenen kapatma kararı, bölgedeki gerçeklerin dünyaya duyurulmasını engellemeye yönelik bir "sansür mekanizması" olarak nitelendiriliyor.
Al Jazeera'den "İftira" Ve "Güvenlik" Uyarısı
Al Jazeera Medya Ağı, İsrail hükümetinin öne sürdüğü tüm suçlamaları kesin bir dille reddederek, bunları "gerçek dışı iftiralar" olarak tanımladı. Kanal yönetimi, İsrail hükümetindeki aşırı sağcı unsurların yürüttüğü bu kampanyanın, muhabirlerin ve teknik personelin hayatını tehlikeye attığını vurguladı.
Kanalın yaptığı resmi açıklamada; personelin can güvenliğinden tamamen İsrail hükümetinin sorumlu olduğu belirtilirken, bu tür hukuk dışı uygulamaların özgür yayıncılık ilkelerini yıldıramayacağı ifade edildi. Özellikle uluslararası mahkemelerce aranan Başbakan Netanyahu ve İletişim Bakanı Shlomo Karhi'nin doğrudan imzasını taşıyan bu kararlar, uluslararası basın örgütleri tarafından da sert bir dille eleştiriliyor.