Semra Kuytul Kadın Cinayetlerinin Altında Yatan Sebepleri Açıkladı

24 Ağustos’ta Emine Bulutun eşi tarafından vahşice katledilmesi üzerine Furkan Vakfı youtube kanalında “Toplumun Kanayan Yarası: Kadına Şiddet” konulu yayın gerçekleştirildi. Yayına konuk olan araştırmacı yazar Semra Kuytul yapılan hukuki düzenlemelere rağmen kadın cinayetlerinin artmasını yorumladı.

Semra Kuytul Kadın Cinayetlerinin Altında Yatan Sebepleri Açıkladı
28 Ağu 2019 17:08

Semra Kuytul’un açıklaması:

Ülkemizde sadece kadınlara değil insana verilen haklar artıyor. İnsan yaşamı biraz daha kanunlarla düzenleniyor. İmkânlar artırılıyor. Fakat bunların faydası olacağına daha çok cinayetlerin, günahların işlendiğini görüyoruz. Birçok alanda kanunlarla ya da yasalarla birtakım haklar elde edilmesine rağmen insanlık ya da şahsiyet açısından kadın ve erkeğin değer kaybına uğradığına şahit oluyoruz. Bir yönüyle bir şeyler veriliyorsa başka bir tarafta ciddi manada değer kaybı yaşanıyor. Ciddi manada kıymet bilmeme durumu söz konusu. Hiçbir şeyin kıymetini bilmeyen insan tipleri ortaya çıkıyor. İnsan hayatının kıymeti de bundan etkileniyor. Meseleyi çok basite indirmek istiyorum. Bir kalemin bile kıymetini bilmek bazen büyük cinayetlerin önünü kapatabilecek kadar önemli olabiliyor. Toplumda kıymet bilme azalıyor. Kanunlar, yasalar var. Haklar veriliyor. Suç işleyenler daha ağır cezalarla korkutuluyor ama öyle bir insan tipi var ki ortada ne gelecek cezadan kokuyor ne kaybettiğinden korkuyor. Tamamen cinnet geçirmiş bir ruh hali. Dolayısıyla yasalar bizim hayatımıza birtakım değerler katmıyor. Yasalarla biz bu değerleri yakalayamıyoruz. Yasaların artması şiddet olaylarını azaltmıyor. Çünkü toplumda insana birtakım değer duygularını katacak bir gelişim yok. Bu yasalar bizi insan yapmıyor. Bir hak veriyor olabilir ama bizi insan yapması, insani değerleri kuvvetlendirmesi lazım.
Toplumda bir devletin halkına verebileceği en büyük nimet budur. Onun şahsiyetini, değer yargılarını, merhametini kuvvetlendirmesi, vicdanını, adalet duygusunu canlı tutması lazım. Yasaların bunun gibi insanı insan yapan birtakım değerleri canlı tutması durumunda faydası olabilir. Sadece birtakım yasalar çıkarmakla böyle kötü olayların önüne geçilmesinin mümkün olmadığını maalesef tecrübe etmiş oluyoruz.

“Çare sadece hakları vermek, yasaları değiştirmek değil”

Birtakım haklar verilmeli ve bunun içinde düzenlemeler yapılmalıdır o ayrı mesele ama bu çare değil. Belki buna söyleyebileceğimiz en iyi cevap bu olabilir. Çare sadece hakları vermek, yasaları değiştirmek değil. Çare insana insani değerler katabilecek bir eğitim programı ya da böyle bir toplum meydana getirmek için başka noktalardan da gayret sarf etmektir. “Kadına daha önce şöyle haklar verilmiyordu. Şimdi bunlarda verilmeye başlandı.” gibi açıklamalarla insanların kendisini rahatlatması doğru değil. Bunlar yine olmalı ama asıl meselenin bu olmadığı bilinmesi lazım.

“Eğitim olmadan sadece yasalar koyarak insanın kıymet bilir hale gelmesi, vicdanların, merhametin, adaletin diri kalması söz konusu olamaz.”

Biz Müslümanlar olarak Allah’ü Teala’ya dua ederken “Ya Rabbi” diye dua ediyoruz. Rab ismi Allah’ın en önemli isimlerinden bir tanesidir. Rab demek mürebbi demektir. Mürebbi demek terbiye eden, ona birtakım değerler katan, ona doğruyu yanlışı öğreten, onu eğitim seviyesi ile bir yere taşıyandır. Mesela bir çocuğun mürebbisi ona adabı, erkanı, doğruyu, yanlışı yani her şeyi öğretmeye, güzel bir insan tipi ortaya çıkartmaya çalışır. Rabbimiz Teala kendisine “Ya Rabbi” diye hitap etmemizi de istemiş. Kuran’ı Kerim’de buna dair birçok dua var. Rabbimiz Teala terbiyesini bizim aramıza koymuş olduğunu birtakım hükümlerle gerçekleştirmektedir. Allah gönderdiği din ile doğruları yapmaya, yanlışlardan da uzak kalmaya teşvik edecek bir bekçiyi insanların kalbine koyan bir nizam oluşturmuştur. Fakat bugün insanoğlu Rabbimizin mürebbi sıfatını kabul etmeyerek kendisini kendi terbiye etmeye çalışıyor. Fakat terbiye de edemiyor. İnsanların kalbinde Allah korkusu kalmadığı gibi merhamet, acıma, adalet duygusu da kalmıyor. Vicdanlar köreliyor. Bu sadece bir kadına karşı olan şiddet meselesi değil. İnsani değerlerimizi bu şekilde kaybediyoruz. Hâlbuki İslam insana bunları kazandırıyordu. Sahabede bunun misali çok fazla var. Hz. Ömer bütün toplumumuzun bildiği misallerden bir tanesidir. O kadar acımasız bir insanken son derece merhametli ve adaletli bir insana dönüşmesi, zalim diye anılan bir insanın en adil olarak tarihe geçmesi İslam’ın ona kazandırdığı bir değerdir. Eğitim olmadan sadece yasalar koyarak insanın kıymet bilir hale gelmesi, vicdanların, merhametin, adaletin diri kalması söz konusu olamaz. Okuldaki eğitimlere baktığımızda çocuklara Allah korkusu, sorumluluk bilinci verilmiyor. Yaptığı eylemin özellikle ahiret açısından yarınlarda kendisine nasıl bir dönüş yapacağı şuuru verilmiyor. Vicdanlara kutsal bir duygu işlenmiyor. Sadece kanunların, yasaların söylenmesi insanı harekete geçirecek ya da iradesini ortaya koymasına fayda verecek bir durum ortaya çıkartamıyor. Aslında kutsalın yapması gereken vazifeyi yasalarla yapmaya çalıştılar. Dinin gerçekleştireceği güzellikleri yasalarla gerçekleştirmeye çalıştılar. Evet yasalar da olmalı ama bu kutsala bağlılıkla kendisini göstermeliydi. Bundan toplum olarak maalesef oldukça uzaklaştık. Mesela kadına şiddet, şuan da belki konu kadına şiddet ama bazen haberlere bakıyorsunuz, bir akşam programında bir hayvana, bir erkeğe yapılan işkence günlerce gözünüzün önünden gitmiyor. Genel olarak vicdanların ölmesi tehlikesiyle karşı karşıyayız. İnsanlar merhametten uzaklaşmış. Çok büyük bir problem var ve kadına şiddet malesef bu büyük problemimizin içinde bir parça. Hayata, canlıya şiddet ve merhametsizlik, acımasızlık hat safhada.

 HABER VİDEOSU:



0 Yorum

Yorum Yaz