İsrail hapishanelerinden kan donduran işkence tanıklıkları

Filistinli esirlerin maruz kaldığı insanlık dışı muameleler, hayatta kalanların tanıklıklarıyla gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. İşkence yöntemlerinin çeşitliliği ve tıbbi ihmallerin bilinçli bir cezalandırma aracına dönüşmesi, uluslararası hak örgütlerinin cezaevlerini “vahşet laboratuvarı” olarak tanımlamasını haklı çıkarıyor.

Eklenme Tarihi: 19 Nis 2026
2 dk okuma süresi
Güncelleme Tarihi: 19 Nis 2026
İsrail hapishanelerinden kan donduran işkence tanıklıkları

Filistinli esirlerin maruz kaldığı insanlık dışı muameleler, hayatta kalanların tanıklıklarıyla gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. İşkence yöntemlerinin çeşitliliği ve tıbbi ihmallerin bilinçli bir cezalandırma aracına dönüşmesi, uluslararası hak örgütlerinin cezaevlerini “vahşet laboratuvarı” olarak tanımlamasını haklı çıkarıyor.

15 gün boyunca “tabut” hücresinde yaşam

Eski esir İmad Ebu Nebhan, iki yıllık esaretinin 15 gününü vücut ölçülerine göre hazırlanmış dar bir tahta kutu (tabut) içinde geçirdiğini anlattı. İş birliği teklifini reddettiği için bu yönteme maruz kalan Nebhan, “Yaşayan bir ölü gibiydim. Yemekler kutudaki küçük bir delikten boruyla ağzıma akıtılıyordu; ölmeyeyim ki sorguya devam edebilsinler diye” ifadelerini kullandı. Psikolojik savaş kapsamında ailesinin öldürüldüğü yalanıyla karşı karşıya kalan Nebhan, tahliye edilmesine rağmen hâlâ ağır sarsıntılar ve psikolojik yıkımla mücadele ediyor.

Tıbbi ihmal ve zorunlu amputasyon

Adil Sabih‘in hikayesi ise bir başka dehşeti gözler önüne seriyor. Gazze’deki Şifa Hastanesi’nden bacağındaki kırık için tedavi beklerken gözaltına alınan Sabih, sorgu sürecinde kasıtlı olarak yaralı bölgesinden darp edildiğini belirtti. Tedavi edilmek yerine Soroka Hastanesi’ne götürülen Sabih, burada baskı ve şiddet altında bacağının kesilmesine dair kağıtları imzalamaya zorlandığını söyledi. Sabih, 54 gün içinde kendisine “deney” gibi uygulanan 26 farklı cerrahi operasyon yapıldığını ve sağlıklı bir şekilde tedavi edilebilecek bacağını bu süreçte kaybettiğini dile getirdi.

Hassas bölgelerin hedef alınması ve “Sedi Timan”

Güvenlik gerekçesiyle ismini “Ali” olarak değiştiren bir başka eski esir, Sedi Timan toplama kampında yaşadıklarını paylaştı. Yaklaşık 30 askerin koğuş baskını sırasında rastgele seçildiğini belirten Ali, duvar kenarına dizilerek özellikle hassas bölgelerine (genital bölge) coplarla dakikalarca vurulduğunu anlattı. Bu saldırı sonrası yürüyemez ve oturamaz hale geldiğini belirten Ali, tıbbi yardım taleplerinin ise karşılıksız kaldığını vurguladı.

İlkel yöntemlerle tedavi çabası

İsrail’in Negev (Nakab) Hapishanesi’nde kalan esirler, tıbbi ihmalin boyutlarını şu çarpıcı örnekle özetliyor: Vücutlarında bakteriyel iltihaplar ve çıbanlar çıkan esirler, doktor göremeyince banyoda demir parçalarını ateşte kızdırarak kendi yaralarını dağlamak ve cerahatleri boşaltmak zorunda kalmışlar. Uzmanlar, bu sistematik baskı ve işkence rejiminin bireysel bir öfke değil, esirlerin iradesini kırmak amacıyla yürütülen kurumsal bir devlet stratejisi olduğuna dikkat çekiyor.