Venezuela Krizi, Ukrayna Hesabı: Rusya Neden Sessiz?

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu tutuklamasına Moskova’dan beklenen sert tepki gelmedi. Kremlin’in temkinli yaklaşımının, Washington’la yürütülen daha geniş diplomatik hesapların sonucu olduğu değerlendiriliyor.

Eklenme Tarihi: 14 Oca 2026
2 dk okuma süresi
Güncelleme Tarihi: 14 Oca 2026
Venezuela Krizi, Ukrayna Hesabı: Rusya Neden Sessiz?

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu gözaltına alarak New York’a götürmesi, uluslararası arenada büyük yankı uyandırdı. Ancak krize Rusya’nın verdiği sınırlı tepki, alışılmış söylemlerin oldukça gerisinde kaldı.

Moskova’dan gelen açıklamalar, sert mesajlardan çok diplomatik çerçevede tutuldu. Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD’yi “neokolonyal tehdit” ve “dış müdahale” ile suçlamakla yetinirken, krizi tırmandırabilecek adımlardan özellikle kaçınıldı. Kremlin, Maduro’nun serbest bırakılması çağrısı yaptı ancak Washington’a yönelik doğrudan bir karşı hamle sinyali vermedi.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev’in açıklamaları ise dikkat çekici bir denge içerdi. Medvedev, ABD’nin müdahalesini hukuka aykırı olarak nitelendirirken, ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkesinin çıkarlarını kararlılıkla savunduğunu vurguladı. Bu yaklaşım, Moskova’nın bilinçli olarak sert bir çatışma hattı kurmak istemediği şeklinde yorumlandı.

Krize ilişkin en dikkat çeken detaylardan biri de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sessizliği oldu. Putin’in doğrudan bir açıklama yapmaması, Kremlin’in süreci arka plandan yönetmeyi tercih ettiğini gösterdi. Buna karşın Moskova, Maduro’nun gözaltına alınmasından sadece iki gün sonra Delcy Rodriguez’i Venezuela’nın geçici lideri olarak tanıdı. Bu adım, sahadaki yeni siyasi denklemin fiilen kabul edildiği yönünde değerlendirildi.

Analistlere göre Rusya, Venezuela üzerinden ABD ile açık bir restleşmeye girmek istemiyor. Kremlin’in asıl önceliğinin, Trump yönetimiyle sürdürülen temaslarda özellikle Ukrayna başlığı altında daha avantajlı bir konum elde etmek olduğu ifade ediliyor. Latin Amerika’da Rusya’nın askeri ve siyasi etkisinin sınırlı kalması da bu temkinli tutumu pekiştiren unsurlar arasında gösteriliyor.

Tüm bu gelişmeler, Rusya’nın Venezuela krizindeki sessizliğinin geçici bir duruş değil, küresel güç dengeleri içinde yapılan stratejik bir tercih olduğuna işaret ediyor.