Dünya genelindeki çatışma ve kriz bölgelerine müdahale etme hedefiyle oluşturulan Barış Kurulu, ilk uluslararası zirvesini gerçekleştirdi. Zirvede açıklanan rakamlar ve taahhütler, uluslararası güvenliğin yeniden dizayn edildiği yeni bir yapının temellerinin atıldığını gösteriyor. Ancak açıklanan veriler analiz edildiğinde, finansmanı sağlayan ülkeler ile sahada fiilen görev yapacak ülkeler arasındaki keskin ayrım dikkat çekiyor.
Finansmanın Merkezinde Washington Var
Zirvenin en önemli gündem maddesi, kurulacak yeni müdahale mekanizmasının bütçesi oldu. Açıklanan resmi verilere göre, küresel güvenlik politikalarında aktif rol oynayan ABD, kurula tek başına 10 milyar dolar fon sağlayarak sistemin ana finansörü konumuna yerleşti.
Aralarında Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt’in bulunduğu 8 ülke ise bu bütçeye ortaklaşa 7 milyar dolarlık bir destek sundu. Birleşmiş Milletler'in (BM) 2 milyar dolar ayırdığı fona, uluslararası futbol kuruluşu FIFA’nın bile 75 milyon dolarlık bir bütçeyle katılması projenin küresel çapını ortaya koydu.
32 Bin Kişilik İstikrar Gücü Kuruluyor
Zirvenin sahaya yansıyacak en somut adımı ise Uluslararası İstikrar Gücü adı altında kurulacak yeni askeri ve sivil misyon oldu. Kriz bölgelerinde asayişi tesis etmek amacıyla toplam 32 bin personelden (12 bin polis ve 20 bin iç güvenlik askeri) oluşacak bir güç planlandı.
Riski Kim Alacak: Dikkat Çeken Asker Taahhütleri
Bağımsız gözlemcilerin ve siyaset uzmanlarının en çok dikkat çektiği nokta ise bu noktada başlıyor. Milyarlarca dolarlık bütçenin büyük kısmını ABD ve Körfez ülkeleri üstlenirken; sıcak çatışma ve kriz bölgelerine fiilen asker göndermeyi taahhüt eden ilk 5 ülkenin tamamı Endonezya, Fas, Kazakistan, Arnavutluk ve Kosova oldu.
Paranın ve kararların Batı eksenli ve güçlü ekonomilere sahip ülkelerden çıktığı, sahada can güvenliği riski alacak ve postalları giyecek personelin ise ağırlıklı olarak Müslüman nüfuslu gelişmekte olan ülkelerden seçildiği bu tablo, uluslararası siyasette yeni sorulara yol açtı. Uzmanlar bu durumu, güçlü devletlerin kendi askerlerini riske atmadan finansal güçleriyle yönettikleri "yeni nesil bir küresel vesayet ve taşeronluk modeli" olarak yorumluyor.