CNN’in haberine göre söz konusu petrol, Venezuela halkının iradesi ve ülkenin resmî kurumları devre dışı bırakılarak küresel piyasaya sürüldü. Satıştan elde edilen yaklaşık 500 milyon dolarlık gelir, Venezuela kamu bütçesine aktarılmak yerine ABD’nin denetimi altındaki özel banka hesaplarında tutuluyor. Bazı kaynaklar bu hesapların Katar merkezli olduğunu ileri sürüyor.
Bu gelişme, ABD’nin doğrudan askerî bir müdahaleye başvurmadan; yaptırımlar, finansal kuşatma ve siyasi baskılar yoluyla egemen bir ülkenin doğal kaynakları üzerinde fiilî kontrol kurma çabasını gözler önüne seriyor.
Amaç: Petrol Akışını Denetlemek, Rakipleri Dışlamak
Beyaz Saray’a yakın çevrelerin aktardığına göre, bu adımın temel hedeflerinden biri, Venezuela petrolünün Rusya, Çin ve İran gibi ABD’nin küresel rakiplerine ulaşmasını engellemek. Bu durum, Washington yönetiminin sıkça dile getirdiği “demokrasi” ve “özgürlük” söylemlerinin aksine, asıl meselenin enerji kaynakları ve küresel hegemonya mücadelesi olduğunu ortaya koyuyor.
Uzmanlar, bir ülkenin doğal kaynaklarının, o ülkenin halkı ve devleti dışlanarak üçüncü bir gücün kontrolünde pazarlanmasının, modern emperyalizmin ekonomik boyutunu yansıttığını vurguluyor.
Petrol Şirketleri Bile Mesafeli
ABD yönetiminin bu süreci kalıcı hale getirme çabaları ise uluslararası enerji şirketlerinden güçlü bir karşılık bulmuş değil. 9 Ocak 2026’da Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelen büyük petrol şirketlerinin yöneticileri, “milyarlarca dolarlık yatırım” çağrılarına rağmen herhangi bir yatırım taahhüdünde bulunmadı.
Şirket yöneticileri, hukuki belirsizlikler ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle Venezuela’da faaliyet göstermenin ciddi riskler barındırdığına dikkat çekti.
ExxonMobil CEO’su Darren Woods’un açıklaması, bu çekinceleri açıkça ortaya koydu:
“Yasal ve ticari çerçeveler netleşmeden, böyle bir ortamda yatırımın ne getireceğini değerlendirmek mümkün değil.”