Osmanlı’da Ramazan: Bireysel İbadetten Kamusal Düzene
Osmanlı’da Ramazan ayı, yalnızca oruç tutmak, teravih kılmak ve Kur'an okumak gibi bireysel ibadetlerden ibaret bir ay değildi. Özellikle İstanbul gibi büyük bir başkentte Ramazan, gündelik hayatın akışını değiştiren; çarşı-pazar düzeninden gece hayatına, kamusal alanın tamamını etkileyen bir “toplumsal mevsim” niteliği taşıyordu. Bu nedenle devlet, Ramazan’ı sadece dinî bir zaman dilimi olarak değil, toplum düzeninin korunması gereken kritik bir dönem olarak ele alıyordu.
Yönetim, ibadet ortamının sağlanması, ahlâkî disiplinin sürdürülmesi ve şehirde asayişin bozulmaması için çeşitli kurallar belirliyor ve bunları halka duyuruyordu. Böylece Ramazan, kişisel dindarlığın ötesinde, kamusal düzenin yeniden kurulduğu ve denetlendiği bir dönem haline geliyordu.
Tembihname Nedir? İslam Medeniyetinde Ramazan Kültürünün Yazılı Kuralları
Arapça "uyarmak" anlamına gelen tembih ve Farsça kitap ve mektup manasında gelen nâme kelimelerinin birleşiminden oluşan Tembihname, Osmanlı Devleti’nde Ramazan ayının huzur ve güven içinde geçmesini sağlamak amacıyla yayımlanan resmî toplumsal düzenleme metinleridir. Tembihnameler genel ahlak kurallarının yanı sıra, fahiş fiyat artışlarını önlemek için esnafa önceden bildirilen mali düzenlemeleri ve şehir hayatına dair somut yaptırımları da içerirdi.
Osmanlı Devleti’nde Ramazan Tembihnameleri: Toplumsal Hayata Yön Veren Emirler
Şaban ayının son günlerinde Osmanlı devleti tarafından Ramazan ayı için hazırlanılan Ramazan tembihnameleri hazırlanır, alınan kararlar halka duyurulmak üzere, camilerde vaizler, mahallelerde bekçiler ve caddelerde "duyduk duymadık demeyin" nidalarıyla tellallar aracılığıyla toplumun her kesimine ulaştırılırdı.
İkinci Mahmud döneminden itibaren Ramazan Tenbihnâmeleri Osmanlı Devleti'nin resmi gazetesi olan Takvim-i Vekayi'de basılırdı. Ayrıca tembihnameler broşür olarak bastırılarak halka dağıtılırdı.
Tembihnamelerde Yer Alan Bazı Kurallar: Ramazan Tembihnamesi Örnekleri
5 Kasım 1839 tarihli bir tembihnamede şöyle denilmiştir:
-Görevi olanlar hariç herkes yatsı ezanı okunduğunda camiye giderek teravih namazını kılacaktır. Cemaatin namazda bulunduğu esnada berber, tütüncü ve benzeri dükkânlarda oturanlar “te’dîb ve tekdir” olunacaklardır.
-Erkeklerin, cemaati kalabalık olan diğer camilerle birlikte Bayezid Camii avlusu ve Çarşı’da bulunan hanımları, söz ve davranışlarıyla rahatsız etmekten sakınmaları, kadınların da uygun olmayan kıyafetlerle sokağa çıkmak gibi yakışıksız tavırlardan kaçınmak suretiyle ırz ve namuslarını korumaya dikkat etmeleri gerekmektedir.
-Herkesin her zaman Allah’ın emirlerine karşı gelmekten, Padişah’ın rızasına uymayan davranışlarda bulunmaktan sakınması ve dolayısıyla bu tenbihnâmenin hükümlerine uyması gerekmekle birlikte; “Bazı kendüyi bilmez ve maazallahü Teâlâ helal ve haramı fark ve derk etmez makûleleri evkat-ı sâirede bile dinen memnû olan muharremâta dair uygunsuzluğu mütecâsir olur ve sekr halinde bulunur ve görülür ise derhal hakkında terettüp eden te’dîbât-ı şedîde icra olunacağı... ” açıktır.
Osmanlı arşiv kayıtlarında bulunan, Sultan Abdülmecid döneminde hazırlanan bir tembihname örneğinde ise şu huşulara değinilmiştir:
- “Padişahımızın bazı camileri teşrifi ihtimal dâhilinde bulunduğundan herkes vazifesini en iyi şekilde ifa ede ve saygıda kusur etmeye. Ramazan'da her zamankinden daha dikkatli ve edepli davranıla. Kurallara uyula. Camilerde ve ötede beride oturanlara karışılmazsa da özellikle çarşı içinde, Bayezid'de ve Şehzadebaşı'na giden güzergâhta yol üzerinde dükkânlarda oturulmaya. Geceleri büyük caddelerde iskemle ile sokak aralarında ve halkın geçip gitmesine engel teşkil edecek şekilde oturulmaya.”
- “ Her zaman temizliğe dikkat edile ve bilhassa Ramazan'da buna daha çok dikkat edile, sokak ortalarına öteye beriye çöp dökülmeye…
Sonuç: Ramazan’ın Osmanlı’da Bir Medeniyet Düzeni Olarak İnşası
Ramazan Tenbihnâmeleri, Osmanlı’nın Ramazan’ı yalnızca ibadetle sınırlamayıp, şehir düzeni, toplumsal ahlâk ve kamusal huzurla birlikte ele alan güçlü bir yönetim ve medeniyet anlayışını açıkça göstermektedir. Bu metinler sayesinde İstanbul’da Ramazan, hem dinî hayatın yoğunlaştığı hem de toplumsal düzenin incelikle korunduğu bir “kültür iklimi”ne dönüşmüştür. Sonuç olarak bu belgeler, Osmanlı’nın Ramazan’a verdiği değeri ve toplum hayatını düzenleme konusundaki dikkatini takdir edilmesi gereken tarihî bir örnek olarak ortaya koymaktadır.