"Karşılama ve Uğurlama Kanunen Suç Değildir"
Alparslan Hoca, davanın arka planını ve Osmaniye Emniyetinin hukuksuz tutumunu şu sözlerle aktardı:
"Osmaniye’de, Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dava, artık bazı mahkemelerin adalet dağıtan makamlar olmaktan çıkarılıp siyasi talimatların uygulandığı yerlere dönüştürüldüğünü bütün açıklığıyla göstermiştir. Bu dava, haksız yere tutuklanan Furkan gönüllülerinin 19 Eylül 2022’de tahliyesi sonrası onları karşılamaya giden arkadaşlarımıza Osmaniye Emniyetinin yaptığı hukuksuz müdahalenin devamıdır.
Karşılama ve uğurlama kanunen suç değildir. Fakat Osmaniye Emniyeti zulmen hapse attırdıkları arkadaşlarımızın karşılanmasını hazmedememiş, karşılamayı suç kabul ederek insanlara sert şekilde müdahale etmiş, kardeşlerimizi darp ederek gözaltına almış, yetmemiş bir de Emniyetin yönlendirmesiyle Savcılık tarafından 14 kişi hakkında dava açılmıştır."
Duruşma Salonunda Yaşanan Hukuk Skandalları
11 Mayıs 2026’da görülen duruşmada savunma hakkının fiilen engellendiğini ve adaletin bir "tiyatroya" dönüştürüldüğünü ifade eden Alparslan Hoca, mahkeme salonundaki skandalları şu cümlelerle dile getirdi:
"11 Mayıs 2026’da görülen duruşmada ise hukuk adına büyük bir skandal yaşanmıştır. Mahkeme Hâkimi sanıklara ve avukatlara karşı baştan beri kötü davranmış, sanıkları dinlememiş, sürekli sözlerini kesmiş, söylenenleri zapta geçmemiş, avukatlara hakaret etmiş ve savunma hakkını fiilen engellemiştir. Bir mahkeme salonunda sanık dinlenmezse, avukat susturulursa, ifadeler zapta geçirilmezse orada adaletten değil ancak tiyatrodan bahsedilebilir.
Masanın uç kısmında oturması gereken Savcının duruşma boyunca Hakimle yan yana oturarak sürekli fısıldaştığı ve Hâkimi yönlendirdiği görülmüştür. Hâkimin Savcının yönlendirmesiyle zapta geçen bazı ifadeleri sildirdiğine sanıklar ve avukatlar şahittir, sosyal medyaya düşen videoda da görülmektedir."
"Savunmalar Bitmeden Karar Önceden Yazılmıştı"
Duruşma esnasında kâtibin ekranının kaymasıyla ortaya çıkan en büyük usulsüzlüğe dikkat çeken Alparslan Kuytul Hoca, kararın önceden hazırlandığını belirterek şöyle devam etti:
"En büyük skandal ise mahkeme kâtibinin ekranı yanlışlıkla aşağı kaydırmasıyla ortaya çıkmıştır. Savunmalar henüz bitmeden, sanıklar ve avukatlar tam olarak dinlenmeden kararın önceden yazıldığı görülmüştür.
Bu ne demektir? Demek ki savunmalar dinlenmemekte; sanıkların, avukatların ve şahitlerin ne dediğine önem verilmemektedir. Demek ki karar, mahkemenin sonunda ve Hâkim tarafından verilmemekte, daha önceden ve talimatla verilmektedir. Demek ki bu dosyada hukuk değil, talimat işlemiştir."
Redd-i Hâkim Oyunları ve Baskılar
Avukatların haklı redd-i hâkim talebi karşısında hâkimin önce söz verdiğini ancak daha sonra baskılarla bu kararından döndüğünü söyleyen Alparslan Hoca, süreci şu sözlerle özetledi:
"Avukatlar bu açık hukuksuzluğu görünce haklı olarak redd-i hâkim talebinde bulunmuştur. Hâkim ise şahitlerin huzurunda defalarca bu talebi kabul ettiğini söylemiş, hatta “sana söz veriyorum” diyerek dosyadan el çekeceğini beyan etmiştir. Fakat sanıkları ve avukatları dışarı çıkardıktan sonra büyük ihtimalle Savcının ve Emniyetin yönlendirmesiyle sözünden dönmüş ve herkesin gözü önünde kabul ettiği redd-i hâkim talebini reddettiğini zapta geçirmiştir.
Bir Hâkim kendi verdiği “redd-i hâkim talebini kabul” kararından niçin döner? Bu karardan dönmesi Hâkimin başka güçlerin talimatıyla karar verdiğinin apaçık delilidir. Duruşma boyunca yaşananlar gösteriyor ki bu dosya bir hukuk dosyası değil, siyasi bir dosyadır. Bu dava, Furkan gönüllülerini cezalandırma ve sindirme davasıdır."
"Zulme Razı Olmayacağız, Haksızlığa Boyun Eğmeyeceğiz"
Konuyu Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) taşıdıklarını belirten Alparslan Kuytul Hoca, adaletin tesisi için davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını ilan ederek açıklamasını şu şekilde tamamladı:
"Biz bu hukuksuzluğu Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na taşıdık, söz konusu Hâkim ve Savcı hakkında şikayetçi olduk. Eğer bu dosya bu Hâkimde kalmaya devam ederse bu zulme sessiz kalmayacağız ve bu hukuksuzlukları tüm dünyaya duyurmaya devam edeceğiz.
Bir ülkede suçlu olan Emniyet olduğu halde savcılar Emniyetin talimatıyla suçsuz insanlar hakkında iddianame hazırlarsa, mahkemeler talimatla hareket ederse, savunmalar dinlenmeden kararlar yazılırsa, hâkimler savcıların ve Emniyetin yönlendirmesiyle hareket ederse, sanıkların ifadelerinden hoşuna gideni ve işine geleni yazar işlerine gelmeyeni yazmazsa orada hukuk devleti yok demektir.
Osmaniye’de yaşanan bu olay sadece 14 kişinin meselesi değildir. Bu mesele, Türkiye’de adaletin ne hale getirildiğinin açık bir göstergesidir. Zulme razı olmayacağımızı, haksızlığa boyun eğmeyeceğimizi ve adalet yerini buluncaya kadar bu davanın takipçisi olacağımızı buradan ilan ediyoruz."