Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıklara dair uluslararası basına sızan son iddialar, Ankara'nın F-35 programına dönebilmek adına vereceği olası tavizleri tartışmaya açtı. Gündeme düşen raporlar, ABD'nin milyarlarca dolarlık yatırımlar adı altında Türkiye'nin stratejik enerji havzalarına ve finans sistemine nüfuz etmeye hazırlandığını gösteriyor.
F-35'in Diyeti: Akdeniz, Suriye ve Libya'nın Enerjisi
Sızdırılan bilgilere göre, Türkiye'nin hakkı olmasına rağmen yıllardır ambargo uygulanan F-35 Lightning II savaş uçaklarının alımına onay çıkması, devasa bir "enerji imtiyazı" şartına bağlandı.
Önerilen anlaşma taslağı; ABD'li enerji devlerinin Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki sularında arama, sondaj, üretim ve boru hattı projelerine doğrudan yatırım yapmasını (ve dolayısıyla söz sahibi olmasını) öngörüyor. İşin daha da çarpıcı boyutu ise, bu enerji ortaklığının sadece Türkiye sınırlarıyla kalmayıp, emperyalist müdahalelerle istikrarsızlaştırılan Suriye ve Libya'daki potansiyel enerji sahalarını da kapsaması. Bu durum, ABD'nin Türkiye üzerinden bölgesel enerji kaynaklarına "yasal bir kılıfla" çökme planı olarak yorumlanıyor.
Finans Sektörüne Amerikan Çengeli
Milyarlarca dolarlık paketin sadece enerjiyle sınırlı kalmadığı, ABD sermayesinin Türkiye'nin finans sektörüne yönelik doğrudan yatırımlarını da içerdiği bildiriliyor. Ekonomik krizlerin gölgesinde ülkeye girecek olan bu sıcak paranın, Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığı üzerinde uzun vadede nasıl bir tahakküm kuracağı ise siyaset ve ekonomi çevrelerinde ciddi bir endişe kaynağı.
Gözler NATO Zirvesi'nde: Tarihi Bir Kırılma mı?
Diplomatik kulislere göre, kapsamı ve sonuçları itibarıyla Türkiye'nin jeopolitik rotasını derinden etkileyecek olan bu geniş çaplı anlaşmanın, 7-8 Temmuz tarihlerinde Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan NATO Zirvesi'nde resmiyete dökülmesi bekleniyor.
Bağımsız analistler, F-35 uçakları alabilmek uğruna Doğu Akdeniz'deki enerji egemenliğinin ve iç finans piyasalarının ABD'li şirketlere açılmasını "modern bir kapitülasyon" riski olarak değerlendiriyor. NATO şemsiyesi altında atılacak bu imzanın, Türkiye'nin bölgedeki bağımsız duruşuna vurulmuş yeni bir pranga olup olmayacağını zaman gösterecek.