Şeyh Said'in Hayatı, Mücadelesi ve Şehadeti

Hilafetin kaldırılması ve inkılaplar karşısında sessiz kalmayan Şeyh Said kimdir? 29 Haziran 1925'te Diyarbakır'da idam edilen Şeyh Said'in kısaca hayatı, mahkemedeki tarihi savunması, asılma nedeni ve idam sehpasındaki Arapça son vasiyeti.

Eklenme Tarihi: 29 Haz 2026
3 dk okuma süresi
Güncelleme Tarihi: 29 Haz 2026
Şeyh Said'in Hayatı, Mücadelesi ve Şehadeti

1865 yılında dünyaya gelen Şeyh Said, Nakşibendi tarikatının önemli şeyhlerindendir. I. Dünya Savaşı’nın ardından gerçekleşen inkılaplar, halifeliğin kaldırılması, halkın giderek İslam’dan uzaklaşması gibi gelişen olaylara sessiz kalamayarak Müslümanlara kapı kapı davette bulunan Şeyh Said devlet erkanınca tehlikeli bir isyancı olarak addedilmiş ve 29 Haziran 1925’te idam edilmiştir.

Şeyh Said Kimdir?

Şeyh Said’in 1865 yılında Elazığ’ın Palu ilçesinde veya Erzurum’un Hınıs ilçesinin Kolhisar köyünde doğduğu rivayet edilir. Doğu Anadolu aşiretlerinden Zaza kökenli Nakşibendî tarikatının Hâlidiyye koluna mensup Palulu Şeyh Ali Sebtî’nin torunudur. I. Dünya Savaşı yıllarında Piran bölgesine göç eden Şeyh Said, savaştan sonra Hınıs’a yerleşmiştir. Palu ve Hınıs’ta bazı medreseler kurmuş, bu medreselerin müderrisi ve Nakşibendî tarikatının Palevî kolunun şeyhi olarak ün kazanmıştır. Aynı zamanda çevredeki aşiretlerin de reisi, dinî ve içtimaî konularda, aşiretler arası çatışmalarda bölge halkının ilk başvurduğu kişi olmuştur. Bölgenin geleneksel yapısı içinde sözü geçen, fetvalarına başvurulan, tarikat geleneği içinde saygı duyulan etkin bir kişiliğe sahipti.

Şeyh Said Neden Asıldı?

1914’te I. Dünya Savaşı gerçekleşmiş, Osmanlı Devleti yıkılmış ve 1920 yılında resmi olarak Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Cumhuriyetin ve hemen ardından ilan edilen inkılapların yürürlüğe girmesi, Kurtuluş Savaşı’nda İslam’ın bütünlüğünü korumak ve İ‘lây-ı Kelimetullah için cephede savaşan Müslümanlar tarafından olumsuz karşılanmıştı. Hilafet kaldırılmış, Allah’ın kanunları terk edilip Batı ülkelerinden yeni kanunlar alınmıştı. Halk da giderek İslami ahlaktan uzaklaşıyor, kılık kıyafete varana kadar asimile ediliyorlardı. İslam’a gönülden bağlı her Müslüman gibi Şeyh Said de yaşanan bu gelişmeler karşısında sessiz kalamamış ve tepkisini göstermişti. Mücadelesiyle dikkat çeken Şeyh Said’in çağrısı geniş bir yankı bulunca o dönemde kurulan İstiklal Mahkemeleri tarafından idam kararı verilerek şehid edildi.

Şeyh Said İsyan Etmedi Kıyam Etti

Şeyh Said ve arkadaşları 26 Mayıs’ta Şark İstiklâl mahkemeleri tarafından Diyarbakır’da yargılanmaya başlandı. Şeyh Said ifadesinde, isyanın önce tasarlanmış bir hareket olmadığını, kendiliğinden geliştiğini, amacının Diyarbakır’a kadar gidip orada ulemâ ile birlikte şer‘î kanunların uygulanmasının gerekliliğini Ankara’ya bildirmek olduğunu söyledi. 28 Haziran’da mahkeme kendisiyle birlikte 46 kişinin idamına karar verdi ve karar ertesi gün hemen idam edildi. Şeyh Said hakkında, amacının Kürtlere dayalı müstakil bir devlet kurma veya İngiliz ajanı olduğu vs. gibi iddialar ortaya atılsa da bunlar için yeterli delil bulunmamaktadır.

Mahkemedeki savunmasında da amacını açık bir şekilde dile getirmiştir: “Kıyamımızın (direnişimizin) sebebi şeriat meselesi… Hükümet şeriatın bir kısmını kaldırdı. Bunun iadesine sebep olursak sevaba nail olurduk diyordum… Kıyamı kalbimde tasavvur ediyordum, fakat muharebe (savaş) suretiyle değil, risale (broşür) yazıp şeriat-ı ahkâmı tasrih ederek (açıkça belirterek) kanunları da şeriata mutabık (uygun) bir şekilde talep etmek istedik, Meclis-i Mebusan’a (Türkiye Büyük Millet Meclisi) göndermek istedik. Meclis’in büyük bir kısmı dindardır, isteklerimizi kabul ederler, medreseleri açarlar dedik…”

29 Haziran 1925 tarihinde Şark İstiklal Mahkemesi tarafından Diyarbakır Dağkapı Meydanı'nda asılan Şeyh Said, idam sehpasında iken son isteği sorulduğunda kâğıt kalem isteyerek kâğıda Arapça olarak "Benim bu değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem Allah ve din içindir." yazdı. Kelime-i Şehadet getirdikten sonra da idam edildi. Mezarının nerede olduğu ise halen bilinmemektedir.

Alparslan Kuytul Hocaefendi, Şeyh Said hakkında görüşü sorulduğunda şunları söylemiştir:

“Şeyh Said yalnızca bir şeyh ve alim değil aynı zamanda bir mücahittir. Şeyh Said’in tek bir hedefi vardı: Allah’ın hakimiyetini gerçekleştirmek. Onun davası ırkçılık davası değildi. Onun davası La ilahe illallah’tı. Allah’a isyan edenlere isyan ediyordu. Buna isyan değil kıyam denir. Bu ülkenin samimi Müslümanları Şeyh Said’i hiçbir zaman isyancı olarak görmediler. Onu her zaman Allah’ın medeniyetini savunan bir alim olarak gördüler. Ajan olsaydı bu yolda canını verir miydi?”