Dikkat! Provokatör var!

Yazar: Rumeysa SARISAÇLI Tarih: 29 Mayıs 2020


      Her dönemin moda suçlamasıdır provokasyon. Tabi bir de kanunda1 yeri olunca birine hasım olan diğerini kolaylıkla provokasyon yapmakla suçlayabiliyor. Provokasyon: 'Birilerini suç sayılacak bir eyleme itmek, kışkırtmak, tahrik etmek, kin ve düşmanlığa sevk etmek' demek.

       Bu kavram özellikle son dönemde, İslami camia içindeki bazı gruplar için çokça kullanılmaya başlandı. Halka, İslami bir partinin başta olduğunu yutturmaya çalışanlar, iç düşman ve provokatör olarak, İslamcı grupları gösterme yoluyla, halkı bu gruplardan uzaklaştırma çabasına girmekte.2 Bunu yaparken de, ya bu grupları provoke eden dış güçlerin olduğunu, ya da onların bizzat kendilerinin; hedefleriyle, fikriyatıyla, metodlarıyla provokatör olduğu iddia edilmektedir.

       Aslında 'provokatör, provokasyon' ithamı, daha çok İslami camianın diline pelesenk olmuş, moda ve kabul gören bir itham. Birileri cesur bir şekilde zulme ses çıkardığında, düzen taraftarları ve bizim muhafazakarlar hemen onu fitneci, provokatör olarak ilan eder. İslamcılara, seküler cenahtan gelen bu refleks anlaşılır bir durumdur da, muhafazakârların bu ani ve canhıraş refleksi göstermesi, kolay anlaşılır bir durum değil. Bu durumu anlamak için, özellikle son 18 yılda dönüştürülen, muhafazakârlığın3 da mübalağasını gördüğümüz kitlenin haleti ruhiyesine bakmak lazım. Bugün muhafazakârlar, sistemi muhafazanın da ötesinde, sistemin hayrını- şerrini müdafaa etme aşamasına geçmiş durumdalar. Bu durum, sisteme entegrasyonu, kendi ideallerine yabancılaşmayı ve tüm bunların sonucunda da geçmişte savundukları birçok değere, karşı refleksleri beraberinde getirdi.

       Oysa bir kitleyi uyandırmak, bir zulmü izhar etmek, bir halkı bilinçlendirmek ayrı, provokasyon ayrı şeylerdi. Ama birileri medya yoluyla bunun adına ‘provokasyon’ bu insanlara da ‘provokatör’ dediğinde toplum koro halinde aynı ithamları etmeye başladı.

       21 Mayıs gecesi yaşanan vahim olayların sosyal medyadaki görüntüleri ortaya çıkınca, İslami cenah yeniden ‘provokasyon’ kelimesini tekerleme gibi söylemeye başladı. Oysa görüntüler yürekleri sızlatacak, polisin aşırı güç kullandığını gösteren, vicdanı olan herkesin ‘bu insanlar bunu hak edecek ne yapmış!’ diyeceği vahametteydi. Tepkiler –çoğunlukla- böyle olmadı. İyi niyetliler: ‘Furkan gönüllüleri provoke olmasın’; kötü niyetliler de: ‘Adana’da Provokasyon’; meseleyi anlayamayanlar da sessiz kalarak nötr kalmayı tercih etti. Oysa o gece orada olan avukat, provokasyonla alakası olmayan olayı şöyle anlattı: (sosyal medyada görülen görüntüler de teyid ediyor): 10 genç bir parkta teravih namazı kılmak istemiş, polisler kılamazsınız deyince bunlar da vazgeçiyor. Buna rağmen polis arkadan bunlara müdahale ediyor ve karakola götürüyor. Bunun dışında aslında en sert muamele, toplu namaz kılmaya çalışanlardan ziyade, yatsı namazını münferiden camide kılmak isteyen veya karakola gelip durumu sormaya gelenlere yapılmış. Sonuçta 40’ı aşkın insanın gözaltına alınmasıyla ve gözleri morartılmış, ağızları burunları kanatılmış insanların görüntüleriyle sonuçlanmış bir olay gerçekleşiyor. Devamında ise bu insanların yakınları ve Alparslan Kuytul Hoca bu gençler karakoldan çıkana kadar dışarıda bekliyor. Beklerken sosyal mesafeye dikkat edilerek topluca sabah namazları kılınıyor.

       Şimdi bu olayda kim provokatör! Bu gençlere bu derecede şiddet kullanan, ağızlarını burunlarını kıran polis mi, bu gençler mi? Bu gençler bu provokasyona, canlarının acısına, uğradıkları zulme rağmen en ufak bir mukavemet göstermiyor. Şimdi bu durumda kim provokatör! Velev ki bu gençler bir yasağı çiğnemiş olsun. Bunun cezası belli değil mi! Cezasını kesersin, olur biter. Bu polislere bu muameleyi yapma cesaretini verenler ve adeta onları provoke eden kimler! Şimdi bu durumda provokatör kim!    

       Tabi bir gün sonra tüm internet haber siteleri, ulusal medya, olayı çok farklı göstererek tam tamlı başlıklarla haber yaptı. Yandaş medyada ‘Alparslan Kuytul Hoca’ ve ‘Furkan Gönüllüleri’ provokasyon peşinde koşuyor gibi lanse edilmeye çalışıldı... Bu yazıyı hazırlarken tüm bu yazıları tekrar gözden geçirdim ve şunu gördüm; bu ülkede ‘araştırmasız gazetecilik’, ‘iftiracı gazetecilik’, ‘provokatif gazetecilik’ diye bir basın ahlaksızlığı yayılmış ve dahi yerleşmiş. Yalanın- iftiranın bini bir para; şimdi provokatör kim!

       Olayın sabahında tüm bu provokatif gazete/gazeteciler yaptıkları haberlerde, yazdıkları yazılarla 15 Temmuz’dan hemen sonra darbeyi lanetleyen bir miting dahi düzenleyen Alparslan Kuytul Hoca’ya, ‘15 Temmuz’da neredeydin, şimdi namaz için meydana çıkıyorsun’ deyip, millete yalan söyleyerek milleti cemaate karşı provoke etmeye çalıştılar. Şimdi gerçek provokatör kim! Türkiye’de (tevafuken) canlı yayında darbeyi lanetleyen ilk kişi olan Alparslan Kuytul Hoca’ya ‘darbeye hayırlı olsun dedi’ iftirasını4 atma alçaklığını göstermeye devam ederek, milleti provoke etmeye çalıştılar. 10 Dakikalık konuşmanın 20 saniyesini alarak, onu da başlığa taşıyarak milleti provoke etmeye çalıştılar. Bu durumda gerçek provokatör kim!

      Alparslan Kuytul Hoca, hayatı ortada, ömrü bu vatan topraklarında geçmiş, oldukça şeffaf bir hayatı olan bir Türkiye insanıdır. Ömrü ilmi çalışmalarla geçmiş, binlerce ders, yüzlerce konferans vermiş, yüzlerce talebe yetiştirmiş bir alimdir. Ancak onu diğer hocalardan ayıran bir özellik vardır ki, siyasal erki rahatsız eden tarafı da odur; o da ülkesinde olup biten olaylara karşı duyarsız kalmama özelliği Alparslan Kuytul Hoca, kimliğine meşrebine bakmadan, her daim mazlumun yanında olan zulme karşı duyarlı bir alimdir. O, zalimin karşısında dururken de aynı bakış açısıyla durur. Bunu yaparken, çoğunlukla yüksek perdeden konuşur. İşte birçok insan, onun bu yüksek perdeden konuşmasına takılır. Buna takılma aslında küçük düşünmektir. Duruşunda, düşüncesinde kusur bulamayanlar, onun ciğerden yaptığı konuşmasındaki yüksek tona kusur bulur. Hayır! Bu bir kusur değildir! Bu, bağrı yanık bir adamın haykırışıdır.

       Yani ben bir adam görüyorum, zulüm görünce öfkeleniyor; fıtratı öyle dayanamıyor. Ama bu öfke onu kine, adaletsizliğe, illegaliteye sevketmiyor. İnsanları provoke etmiyor, tahrik etmiyor, insanları uyandırıyor, harekete geçiriyor.

       Furkan hareketinin 30 yıla yakın süredir ortaya koyduğu İslami faaliyetlere bakıldığında illegalitenin içerisinde olmadığı dikkatleri çekmektedir. Esasında bundan dolayı, açılan yüzlerce dava da aleyhlerine sonuçlanmamaktadır. Yine bu hareketin hiçbir şekilde marjinalize olmadığı, halktan kopuk, aykırı bir harekete dönüşmediği ve mensuplarının da hiçbir olayda provoke olmadıkları dikkat çekmektedir. Çünkü bu hareketin metodu, her çağa, her çağın insanına hitap eden, iyi anlaşıldığında aklın da mutmain olduğu Rabbani metoddur. Provokatif metodlarla Rabbani metod arasında temelli farklar vardır. Rabbani metod yapıcı diğeri anarşist/yıkıcıdır. Rabbani metod meşru/legal yolla hareket eder diğeri gayrı meşru yollara da girebilir… Takip ettiği metoddan dolayı, böyle bir cemaat, askere/polise karşı, hele hele halka karşı asla provoke olmayacak; halkı provoke etme yoluna da girmeyecektir.      

       Yine provokasyon kavramının yüklendiği mana veya provokasyona yüklenen mana konusunda da bir kavram kargaşası var. Evet, bu kavram negatif mevzularda insanları kışkırtma anlamına gelmektedir ve bu durum toplumun salahiyeti için ciddi tehlikeler ihtiva etmektedir. Ancak toplumu pozitif anlamda harekete geçirmek, uyandırmak, muharrik güce sahip hareketlerle mümkün olmuştur. Bugün dünyayı değiştiren insanlar, o gün kendi toplumlarında provokatör(!) olarak tanımlanmış olabilir.  

       Bir taraftan kavram üzerinden bir algı oluşturulmaya çalışılırken diğer taraftan bu kavramın verildiği olaylar, kişiler, kurumlar üzerinden de ayrı bir ters yüz olma durumu, sağ gösterip sol vurma durumu yaşanıyor/yaşatılıyor.

       Yani Türkiye’de 2 grup var. Birincisi, halkı gerçekten provoke edenler, ikincisi halkı provoke ettiği iddia edilenler. Aslında birincisini kamuflaj için ikincisini iddia ediyorlar. Gerçek provokatörler görülmesin, anlaşılmasın istiyorlar. Cemaati provoke edemeyeceğini çok iyi bilen; ama halkı cemaatlere karşı, kolluk kuvvetlerini de halka karşı kışkırtan bir güç var. Son dönemde, basında çıkan bazı insanların, milyonlarca insanın önünde rahatlıkla hazırladığı ölüm listelerinden bahsetmesi, hızını alamayan bazı trollerin ülkeyi kan gölüne çevireceğinden, insan öldüreceğinden bahsetmesi ve bunlara yargının adamakıllı müdahale etmemesi, bu korkunç provokasyonun küçük bir emaresi olsa gerek.

       21. yüzyıl garip ve karmaşık bir yüz yıl olarak devam ediyor. Hakkı gür seda ile anlatanların, zulme sessiz kalmayıp kükreyenlerin provokatör ilan edildiği; yalanı-dolanı, hileyi- hud'ayı, insanları ahmak yerine koymayı gür seda ile anlatanların haklı görüldüğü bir asır olarak... Zulme/şiddete maruz kaldıkları halde zerre kadar şiddete başvurmadan; gasbedilen haklarını illegaliteye sapmadan en fazla ‘sivil itaatsizlik’5 yoluyla aramaya çalışanların provokatör ilan edildiği bir asır oldu.

       Son söz!

       Halkımız şunu bilmelidir; Allah’ın ve mazlumların haklarını savunanlar provokatör değil kahramandır. 

       Halkımız şunu bilmelidir; basın yoluyla veya canavar siyaset yoluyla insanları provoke edenlere karşı dikkatli olmak zorundadırlar.

1-   TCK 216: Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse. Bu kanun şu sıralar özellikle bazı olaylara 'provokasyon' denilerek adeta Demokles’in kılıcına dönüştürülmüş, sıkça uygulanan bir kanun.

2-   Halkı cemaatlerden uzaklaştırmak bir projedir. Bu proje aslında siyasal otoriteyi de kullanarak ülkeyi İslami değerlerden uzaklaştırma projesidir. Mevzu uzun olunca detaya giremiyoruz…

3-   Muhafazakârlardan kastımız, hem sistemi muhafaza edenler hem de İslami hassasiyeti olanlar

4-   Alparslan Kuytul Hoca ‘Darbeye hayırlı olsun dedi’ ithamıyla açılan davadan beraat etti

5-   Sivil itaatsizlik: Bazı haksız uygulamalara karşı ortaya koyulan mücadele. Yani, yasadışı görülen ama meşru sayılan eylemlerdir

 

 

 

 

 

 



Paylaş:  
Rumeysa SARISAÇLI
Rumeysa SARISAÇLI
21 Aralık 1973 yılında Adana’nın Kozan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kozan’da tamamladı.Lise tahsilini Adanada gördü. Yatılı olarak 'Laboratuvar' bölümünü bitirdi. Ardından Laboratuvar Yüksek Okulu ve Sosyoloji Fakültesini okudu. Laborant olarak memuriyet hayatına başlayan Hocahanım’ın, 28 Şubat süreciyle birlikte, sürgünler ve soruşturmalar neticesinde devlet memurluğu görevine son verildi. O ...
Yazar Sayfasına Git